Edebiyat ve zaman

"Nasıl bir dünyada yaşıyoruz" sorusunun yanıtı, yazar için kendisini nasıl var edebileceğinin, varlığıyla yaşamı nasıl etkileyebileceğini de yanıtı olacaktır.

Yaşamın güzelleştirilmesi için yüzlerce yıldır çaba harcayan yazar, bunca zaman sonra hâlâ savaşların, sömürünün, zulmün sürdüğü bir dünyada vicdanı rahat yaşayamaz.

Öyleyse yazarın, vicdanının verdiği görevi gerçekleştirmek için atacağı adımlar, varlığının gerektirdiği bir uzun koşunun zorunlu gerektirdikleridir.

Edebiyat bir uzun koşudur.

Bir uzun koşu olan edebiyat, uzay ve devinimle maddenin temel varoluş biçimlerinden biri olan zaman içinde sürmüştür, sürmektedir, sürecektir.

Zaman, yazarın da içinde olduğu, onunla yarıştığı, onu taşıdığı, yaşattığı bir süreç olarak varlığını sürdürür.

Edebiyat, tarih dediğimiz geçmiş zaman içinde dün yaşananları bugüne aktaran bir kültür varlığıdır ve bugün yaşananların da yarına aktarılmasında insanın en önemli araçlarından biridir.

Edebiyat, yaşamdan dersler çıkarılması, yaşamdaki yanlışlıkların giderilmesi, doğruların egemen olduğu güzel yaşamın yaratılması için uzun bir koşuya çıkan yazarların anlamlı serüvenidir.

Bu düşünce, edebiyatımızda küçük bir gezintinin sonunda şöyle bir sonuca götürür bizi.

Yunus Emre'nin "Yanan kömür/ Kızan demir/ Örse çekiç/ Vuran biziz" dizeleriyle tanımlanan insan, zamanla savaşan yazarın asıl konusudur.

Karacaoğlan'ın "Sual eylen bizden evvel gelene/ Kim var imiş biz burada yoğ iken" dizeleriyle sorduğu sorunun yanıtı da aynı sonuca vardırıyor.

"Bağ-ı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz/ Biz neşâtın da gamın da rüzgârın görmüşüz" sözleri, Nabi'den bu düşünceyi tamamlayan bir beyittir.

Bu dizeleri Ziya Paşa'nın "Ya dehre gelmeseydim/ Ya aklım olmasaydı" beytiyle tamamlarsak ortaya çıkan tablo, acılarla, sevinçlerle, hüzünlerle, coşkularla bir yaşam süren insanlığın dramının yazarın asıl konusu olduğunu gösterir.

Nâzım Hikmet'in Şeyh Bedreddin Destanı'nın girişinde, "Ne ah edin dostlar/ ne ağlayın,/ dünü bugüne,/ bugünü yarına bağlayın!" dizeleri vardır.

Bu dizeler, edebiyatçılığın altyapısını oluşturan bir düşünceyi içeriyor. Yazarın görevinin zaman içinde olduğu düşüncesidir bu. Bu düşünceye göre edebiyatın ve yazarın görevi dünün yaşamını bugüne, bugünü yarına aktarmakla başlar.

Yazar, kendisini de kuşatan, var olan her şeyi bir zincirin baklaları gibi birbirine bağlayarak, birbirinin yerine koyarak sonsuzca sürdüren zamanın, insanı da edebiyatı da tüketmesine izin veremez.