Bir yol ayrımında olan 1940'lar Türkiye'sinde; yaşamı, düşünceleri, gerçekleştirdikleri, direnişi, yapıtları, "davaları"yla bir simge aydın;
Goethe'nin "Işık, biraz daha ışık!", Tevfik Fikret'in "Kıran da olsa kırıl fakat bükülme sakın!", Mustafa Kemal Atatürk'ün "Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli kültürdür" sözlerini yaşam biçimi kılan bir bilge;
"Aklıyla Batı'da, gönlüyle Doğu'da bir düşünce adamı", bir toplumun geleceğinin mimarı, bir büyük insandı Hasan Âli Yücel (17 Aralık 1897-26 Şubat 1961).
ANADOLU RÖNESANSIHasan Âli Yücel, dünya kültür birikiminden özümlediği sentezle aydınlanmış bir toplum yaratma uğrunda ömrünü humus eden bir düşünce ve eylem adamıydı.
Anadolu'da Mustafa Kemal Atatürk'ün öncülüğünde Rönesans'ın sağlanması amacıyla ve hümanizmanın coşkusu, birikimi, tutkusu temelinde birbirini tamamlayan adımlarla bir bütünselliği yakalayan, güçlü ve gerçek bir dönüşüm sağlayarak her alanda derinliğe ulaşan büyük bir çağdaşlaşma atılımı olan Cumhuriyet Devrimi'nin ışığını alnında ilk duyumsayan, bu doğrultuda düşünsel ve pratik öncü adımları atan büyük aydınlardandı.
1938-1946 arasında milli eğitim bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel, Tercüme Bürosu, Köy Enstitüleri, devlet konservatuvarı gibi onlarca kurumla eğitim, sanat, bilim, kültür dünyamızdaki görkemli başarılarıyla Cumhuriyetimizin bir bilgesiydi.
O, çok yönlü, derinlikli, zengin düşünce dünyasını ve eylemini oluşturan birikimi, düşünsel üretimleri ve gerçekleştirdikleriyle Cumhuriyetin evrensel kültürü özümsemiş, donanımlı kuşaklara sahip olmasını isteyen, ömrünü "Türk Rönesansı"nı oluşturmaya adayan ve bunu başaran bir aydındı.
Yayımladığı dünya klasiklerinin açtığı yolda; insanlığın tüm birikiminin yer aldığı dünya coğrafyasının ve bütün bir insanlık tarihinin çeşitli kesimlerinde insanın ve toplumların durumları, duyguları, duyuşları, serüvenleri, arayışları vardı.
YÜCEL'DEN"Biz, yarınların insanlarıyız. Emeklerimizi, bilgi ve duygularımızı, yaptığımız bütün işleri bizden sonra geleceklere bir miras değil bir vasiyet olarak terk ediyoruz."
"Garplılarınkinden daha geniş olarak, nerede insan zekâsının bir eseri varsa onu içine alan bir hümanizma kurma yolundayız... (...) Türk hümanizması, beşer eserine istisnasız kıymet veren, ona zamanda ve mekânda hudut tanımayan hür bir anlayış ve duyuştur."
"Dört kelime ile tekrar edeyim: Biz milliyiz. Türk olarak resimde ışığımızı, musikide sesimizi, edebiyatta duygumuzu ve fikrimizi söylemek istiyoruz ve yaptığımız müesseselerde bunun tohumunu atıyoruz."

6