Zamanın mâhiyeti hakkında birazcık düşünen kimse onun ancak akılda bir itibara sahip olduğunu bilir.
Bu mâhiyet zamana iliştiği için, onun zamana ilişmesi, siyahlık ve sıcaklık vb. hârici arazların şeylere ilişmesi gibi, varlık bakımından olan bir ilişme değildir. Bilakis zaman bizzat iliştiği şey sebebiyle tahlîlî arazlar cümlesinden olur. Bu gibi arazların ayandaki varlığı ancak iliştiği şeylerin bizzat varlığı sebebiyledir.
Zira aralarında ancak zihnî itibar hasebiyle ilişen ve ilişilen olma söz konusu olur, tıpkı hâriçte de ancak böyle varlığa sahip olmaları gibi.
Dolayısıyla zamanın varlığı için yenilenme ve yok olma, hudûs ve devamlılık ancak zihinde kendisine izafe edilen herhangi bir şeyin yenilenmesi, yok olması, hudûsu ve devamlılığı hasebiyledir.
Tuhaftır ki bir grup, nasıl oluyor da zaman için yenilenen bir varlık tayin ediyor. Ne var ki, onların bununla hareketin mâhiyetinin, yenilenen bir mâhiyet olduğunu ve bir şeyin yok olması olduğunu, zamanın da bunun niceliği olduğunu söylemeleri tuhaf bir şey değildir.
Bu nedenle Telvîhât yazarı (Şihâbüddîn es-Sühreverdî), hareket olması bakımından ayrı olsa da hareketin zamanla aynı olduğunu düşünmüştür. Dolayısıyla zaman sadece hareket olması itibariyle düşünüldüğünde harekete ayanda değil, bilakis zihinde ilavedir." (Dört Aklî Yolculukta Aşkın Hikmet, c.: 3, trc.: Ahmet Kamil Cihan Salih Yalın, Litera, İstanbul 2023)Zihnî bir varlık ve buna tabi olarak anlam ve hayat yelpazesinin çok geniş olmasıyla zaman Ebû Nasr el-Fârâbî ve Ebû Ali ibn Sînâ'dan başlayarak, mukaddem alimlerimiz tarafından da çok detaylı bir şekilde tartışılmıştır. Örneğin o alimlerimizden biri olan Fahreddin er-Râzî, İlmi'l-İlâhî'sinde mezkur konuya geniş bir yer ayırmıştır. (Bkz.: Metafizik, haz.: Ekrem Demirli, Fikriyat, İstanbul 2022)Ancak söz konusu bahsedişler, tartışmalar entelektüel ortama mahsus olup, halkın -özel ilgi duyanlar dışında- konuyla ilgisi mahduttur. Buna tabi olarak, o halde "Ulemamız tarafından bunca tartışılan ve kayda geçirilen zaman bilgisinden halka yani bizlere düşen nedir" diye sorduğumuzda ise, Zemahşerî'nin "Bir de şöyle demektedirler: 'Bu dünya hayatımızdan başka bir hayat yoktur. Ölürüz, yaşarız. Bizi öldüren ise zamandan (dehr) başkası değildir.' Halbuki onların bu konuda bir bilgileri yoktur, onlar sadece boş iddiada bulunuyorlar." mealindeki ayeti ( Câsiye, 4524) tefsir ederken vardığı şu sonuç ortaya çıkmaktadır."(Mekkeli müşriklerin) bu sözleri kesin bir bilgiye değil zan ve tahmine dayanarak söylüyorlardı; insanların ömrünün tükenmesinde asıl etkili olanın geçip giden günler ve geceler olduğunu iddia ediyorlar; ölüm meleğini ve onun Allah'ın emriyle ruhları kabzettiği düşüncesini reddediyorlardı. Meydana gelen bütün hadiseleri
116