'Yitirilmiş Hikmeti Ararken' geçen bir ömür

12 Eylül darbecilerinin kültürü sam yeli değmiş kar gibi eritmeye çalıştıkları yıllardan biriydi; elimizin biraz kalem tutmaya başladığı Mavera da İstanbul'a gidince, Dıral Dedenin düdüğü gibi ortada kalan bir grup genç okur-yazar, özellikle İstanbul'dan düşünce ve kültür adına gelebilecek yeni sözlere kulak kabartmaya, ilgili her kitabı, dergiyi bağrımıza basmaya başlamıştık.İlhan Kutluer Hocamızın Modern Bilimin Arkaplanı adlı kitabını (1985) mezkur halimize denk geldiğinden ya da müzmin konulardan birini Müslüman bakış açısıyla incelediğinden olsa gerek sevinçle karşılaşmıştık. Hep hatırımdadır Ramazan Dikmen bu kitabı "Bir entelektüelin ayak sesleri" olarak nitelemişti, çünkü Türkiye'de hiçbir zaman kendi asli anlamıyla kullanılmayan hatta Kemalistlerce ötekileştirici dilin öznesi ya da kutsal kasesi olan bilim kelimesinin Müslümanca bir bakış açısıyla incelenmesi çok değerli bir işti, ki ayrıca o yine belki de ilk kez bu kitabında bilimin özne değil bir eylem olduğunu söylemişti. Kutluer, ilgiyle karşılanan bu 2. kitabına (ilki, Bilimsellik Üzerine, 1983), hangi yolları kat ederek gelmiştiBiga'da doğmuştu (1957). Üniversiteye girme hakkı gasp edilen İmam-Hatiplilerden biri olarak haricen Çanakkale Lisesi'ni bitirmişti (1975). Bunun faydasını da hemen görerek İÜ Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde okumuş ve mezun olmuştu (1980).Ardından aynı üniversitede Türk-İslam Felsefesi alanında doktora çalışmalarına başlayan Kutluer, aynı zamanda mütercim ve editör olarak çalışmış ve bu sayede matbuat ortamına girerek Yönelişler, Mavera, İlim ve Sanat, Kitap Dergisi'nde felsefe-din ve din-bilim, İslam bilimi, sanat-bilim ilişkileri, şiir, önemli ilim adamları ve kitaplar üzerine yazılar yazmıştı (1981-1986). Bilahare akademiyle olan bağının da etkisiyle bilim felsefesine yönelmişti ki Modern Bilimin Arkaplanı bunun ilk meyvesiydi. Kutluer'in lisans üstü çalışmalarını yine 1985 yılında ama bu kez araştırma görevlisi olarak atandığı Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Felsefesi Anabilim Dalı'nda sürdürmesi de (zaten serde İmam-Hatiplilik vardı) ilginç bir tevafuk olsa gerektir. Zira, İki Denizin Birleştiği Yer (1987) adlı kitabındaki yazılarından da anlaşılacağı üzere Kutluer ilimde ahlaki tavır olarak niteleyip, hangi konuda yazarsa yazsın mutlaka bir maksada tabi olarak yazma ve yazdıklarının da arkasında durma şeklinde özetleyebileceğimiz bir yönelişi erken yaşta benimsemiş, düşünsel denemelerini de akademik çalışmalarındaki ciddiyetle denkleştirmişti. Bu tutumuna tabi kitapları da şu isimlerle geldi: Erdemli Toplum ve Düşmanları (1996); İslâm'ın Klasik Çağında Felsefe Tasavvuru (1996); Akıl ve İtikad: Kelâm-Felsefe İlişkileri Üzerine Araştırmalar (1996); Sarp Yokuşu Tırmanmak (Yeni Şafak yazıları; 1998); İbn Sînâ Ontolojisinde Zorunlu Varlık (2002); İlim ve Hikmetin Aydınlığında (2002); Yitirilmiş Hikmeti Ararken (2011)Aynı yıllarda (1984-1998) Cevdet Said, Malik Binnebi,N. Haydar Nakvi,İsmail