Tunus'un cihat çınarı: Gannuşi

Yeni Şafak'ın geçtiğimiz Salı günü "Gannuşi bin gündür işkence altında" başlığıyla verdiği haberde, hem konu olan isim hem de maruz kaldığı durum cihetinden Müslüman dünyadaki bir sömürgeleştirilmenin yakın tarihi zikrediliyor gibiydi.

Şöyle ki, Tunus 647 yılında başlayan ve tekrarlanan birçok seferin sonunda Ukbe b. Nâfi'nin müstahkem bir ordugah oluşturmak üzere Kayrevan şehrini kurmasıyla (50/670) İslam coğrafyasının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.

Doğu Akdeniz'le Batı Akdeniz arasında Sicilya – İtalya hattındaki boğazın kontrol altına alınabildiği ve dolayısıyla o boğaz sayesinde Doğu Akdeniz'in büyük bir göle dönüştürülebildiği stratejik bir nokta olması bakımından ise Tunus, Roma devrinde başlayan saldırı ve işgallerden hiç kurtulamamış, ancak bir Osmanlı eyaleti olduğu 1573-1881 yılları arasında tam huzur ve sükunete sahip olmuştur.

Sonrasında yetmiş beş yıl Fransız işgalinde kalan Tunus, 20 Mart 1956tarihinde bağımsızlığını ilan etmesine rağmen, halen Fransa'nın tahakkümü altında bulunmaktadır.

Gannuşi, bu bağımsızlık tarihinde çiçeği burnunda bir delikanlıdır.

Göreceli de olsa bu bağımsızlıkla hasıl olunan moral şartlarda Zeytune Üniversitesi'nde başladığı okul hayatında belli sürelerle Mısır, Suriye, Türkiye, Balkanlar, Almanya ve Fransa'da bulunan Gannuşi, bu hareketlilikte, bağlısı olduğu Arap milliyetçiliğinden de uzaklaşarak ümmet esaslı bir düşünceye erişmiştir.

Sait Ramazan ile Muhammed Hamidullah'ın kurduğu, Hasan el-Turabi'nin de üyeleri arasında yer aldığı Fransa Müslüman Öğrenciler Derneği'ndeki sekreterlik tecrübesiyle Tunus'a dönen Gannuşi, Kur'an Muhafaza Derneği, İlticah-ı İslam gibi oluşumların ardından Abdulfettah Muru, Ahmide Neyfer, Habib el-Mekni ve Salik Kerker'in de içinde yer aldığı İslami Yöneliş Hareketi'nin yani Nahda'yı kurmuş, el-Marife dergisini yayımlamıştır.

Tunus'taki en güçlü muhalif ses olan el-Marife, ülke ölçeğinde çok yüksek trajlara ulaşınca mevcut yönetimin hışmına uğrayarak kapatılmış, böylece Gannuşi ile arkadaşlarının çoğunda ömür boyu hapisle yargılanacakları davalar silsilesi başlatılmıştır.

1980-2011 yılları arasındaki bu süreçte belli dönemlerde tutuklu kalan Gannuşi, Cezayir, Sudan ve İngiltere'de mülteci sıfatıyla sürgün olarak yaşamıştır. 1989 yılı seçimlerindeki büyük başarısıyla, görünürde kendi ülkesindeki Batıcılar ama gerçekte Fransa tarafından "tehlikeli adam" olarak mimlenen Gannuşi, Arap Baharı'nın hareketliğinde Tunus'a dönerek Nahda lideri sıfatıyla seçimlere tekrar katılmış (2011), bu seçimlerde birinci parti olmasına rağmen Nahda'yı üçlü koalisyona dahil etmek ve devamında bu koalisyonda da çekilmekle (2013) ülkesinin siyasi yararını gözeten bir lider olduğunu ispat etmiştir.

Ama bu fedakarlıklarına rağmen, Gannuşi "tehlikeli adam" damgasından kurtulamamış, Fransa ve Tunus'taki beslemeleri Gannuşi'yi ve dolayısıyla Nahda'yı hiç rahat bırakmamışlardır. Nitekim 90 yaşına merdiven dayayan Gannuşi 17 Nisan 2023 tarihinden beri hapistir. İnsani ve hukuki her türlü gerekçeden yoksun olan hapisliği, devlete karşı komplo kurma suçlaması başta gelmek üzere muhtelif iftiralarla süslenmeye çalışılsa da Gannuşi ülkesini ve dinini seven bir Müslüman olması nedeniyle Nahda'yı kurduğu tarihten beri taciz ve zulüm altındadır.