Sözlükler için Şiraze

Allah'ın bir bağışı olarak dil, varlığın hilkatine bitişiktir; her varlık hakikatine tabi kılınan kendi lisanınca, Rabbiyle ve kendi hemcinsleriyle iletişim kurar.Bu bağlamda insanlık için dilden maksat, dil ve renklerindeki farklılığın, Allah'ın göklerle yeri yaratmasındaki gibi bir yaratışın kanıtı olmasıdır ve bunda bilenler için var olan ibretlerden (Rûm 3022) biri de bir erkek ve bir dişiden yaratılan insanların tanışsınlar diye hem renk hem de dil düzeyinde kavim ve kabilelere ayrılmasıdır ((Hucurat 4913).Allah'ın katında, söz konusu farkların hiçbirisinin diğerine göre bir üstünlüğü yoktur. Zira üstünlük sadece takvaya hasredildiğinden dildeki ve kavmindeki iyiliğin ölçüsü tüm varlıkla kurulacak ilişkinin takva merkezli olması, diğer bir söyleyişle dil ve kavmiyetteki farklılığın ancak Tevhide tabi, ilahi şeriatın mümini olmakla bir değer yüklenebilmesidir.Bunu demekle şunu da söylemiş oluyoruz: Rabbimiz Kur'ân'da kaleme ve onun yazdıklarına yemin buyururlarken (Kalem, 681), ne kalemin cinsini ne yazının şeklini belirtmediği gibi, bunları O'nun adını anma ve tüm varlığımızla O'na yönelme emrinin içinde toplamıştır (Müzzemmil 738).Hal böyle olunca zikrettiğimiz maksat ve mahiyet (emir) planında insanların kendi kavimlerinin diline kavmiyetleri nedeniyle değil, diğerlerine göre takvada üstünlüğü elde etmek için, kendisinden öncekilere, büyüklerine, atalarına nasip edilmiş güzel kelimeleri bir hazine gibi görmesi, onu şimdisinde etkili olarak kullanıp, güçlü bir şekilde geleceğe aktarması ona bir hak olmuştur.Bu hakka dair en güzel örneği ise Müslüman Türkler vermiş, "dinimiz dilimizdir, dilimiz dinimizdir" şiarınca İslam dili olan Arapça, onları İslam'la buluşturan ilk dil olarak Farsça ve kavim dili olan Türkçe'nin içinden müştereken Osmanlı Türkçesini İslam dilinin alifba'sıyla yazarak üretmişlerdir. Zira dil namında "Mektup, Süleyman'dan gelmiştir. O, 'Bismillahirrahmanirrahim' diye başlamakta ve içinde 'Bana karşı büyüklük taslamayın ve teslimiyet göstererek bana gelin' denilmektedir." (Neml, 2730-31)Mezkur hak bağlamında, Müslüman Türklerde lûgat çalışması, İmam Gazzâlî'nin (ö. 5051111) de çağdaşı olan Kâşgarlı Mahmud'tan (ö. 4771084-85) gelmiştir.Kâşgarlı yazı dili, lehçe ve ağız yönünden Türk dilini, bunların dil özelliklerini ve bunlardan oluşan Türkçe söz varlığını Dîvânu Lugâti't-Türk adıyla bir divana bağlayarak, Türkçeyi Anadolu Türkçesi halinde Müslümanlaştıracak olan Yunus Emre'ye öncülük etmiş, ondan itibaren de Müslüman-Türk İmparatorluğunun dili olarak Osmanlı Türkçesi inşa olunmuştur.Eşi benzeri görülmemiş bir devlet tecavüzüne maruz kalarak Arapça elifba'dan Latin alfabesine cebren ve hileyle geçirilmiş olmasına rağmen Osmanlı Türkçesi'nin içinde yaşaya gelen Anadolu Türkçesi, son ucunda İlhan Ayverdi'den Misalli Türkçe Sözlük, D. Mehmet Doğan'dan ve Yaşar Çağbayır'dan Büyük Tükçe Sözlük yoluyla bugünlere ulaşmıştır.Bu isimlerle Kaşgarlı arasındaki zamana ve Türkçe söz varlığının yaklaşık bin yıldır