O halde artık Kur'an ile uzaklığın doğurulmasının değil ima bile edilmesinin ve yukarıda zikrettiğimiz şekliyle bunun bir kanıksanmaya yol açmasının sakıncaları üzerinde durabiliriz.
Bir mushafın korunaklı bir mahfazada çoğunlukla sadece iki sayfası açık olarak sergilenmesi, mezkur uzaklığın kanıksanması temelinde, herkesin görmesi ama kimsenin sahiplenememesi temelinde -onca yakınlığına rağmen- onu bütününe ulaşılması imkânsız bir sergi nesnesine dönüştürmez miBu durumda zaten ufku olmayan televizyonun ve sanal medyanın tahakkümüne maruz kalmış bulunan bir müminin, Kur'an'la doğrudan ilişki kurması da kutsiyet kaygılı olarak aynı ufuksuzluğun içine çekilmiş olmaz mı ve böylece Kur'an'la onun arasında Batılı anlamda Tanrı'dan korkma nedeniyle uzak durma tutumu olan kutsallık (sacredness), İslam zihniyetindeki asıl Allah'a çok yakın olma algısından doğan korku etkili kutsiyetin yerine ikame edilmiş olmaz mıKonuya Kur'an'ın belli sayfalarının röprodüksiyonundan ve bunların sergilenmesinden baktığımızda sorularımız daha da artmaktadır. Zira işitme, itaat ve dolayısıyla iman ve amel esaslı bir manzumeden aparılmış bir parçanın (burada sayfaların) kendi şartlarında yani mushafa tabi olması söz konusu değildir. Zira burada mezkur manzumenin salt gösterme kastında parçalanmasıyla karşı karşıyayız demektir ve buna göre röprodüksiyona tabi tutularak sergilenen sayfa(lar), aslındanbütünden bir parça olmaktan çok, sergileme mantığı içinde sanki o kenedinde bir bütünmüş gibi kendisini seyredene dayatmaz mıÖte yandan sergilemeye, İslam zihniyetindeki teşhir tutumundan baktığımızda da daha baştan birçok çelişkinin ve çatışmanın içine düşeriz. Zira teşhir, zuhur etmenin bir kipi olarak varlığın zorunluluğudur yani varlığa zuhura çıkmak bizzat teşhir olunmaktır. Bu manada İslam, insan nefsinin bir tezahürü olarak teşhir etmeedilme arzusunun da vasatında
105