'Medine Yolunda' bir sîne-çâk

Yozgatlı Fennî Efendi'nin Nâbî Merhûmunkine tahmisen yazdığı Naat-ı Şerif-i Nebevî'sini konu edinen önceki yazımı Yeni Şafak'a gönderdikten sonra, kıymetli okurlarımızdan bazılarının "Geçmişteki şairlerin Medine'ye -Peygamber Aleyhisselam'a- olan sevgisinden, özleminden söz ediyorsunuz; bizim zamanımızda onların izini süren kimse yok mu" diye sorabileceklerini düşündüm.

Elbette, İslam ümmetine yayılan o sevgi, o özlem, zamanları aşmakta ve çok tabii olarak bu devrin şairlerince de taşınmaktadır. Hal böyle olunca bu minvalde baş vurabileceğim yüzlerce şiirden birini daha paylaşma gereği duydum:

Hayrettin Karaman Hocamızın "Dert Söyletir Aşk Ağlatır" (Tüm Şiirleri, Bursa Yıldırım Belediyesi, Bursa 2023) adlı kitabından bir şiir:


Kalbim kopup gitmiş ben ardındayım

Esen yelde kuşun kanadındayım

Aşıkın ahında, feryadındayım

Acısın hasrette koyanlar beni


Toprak bile aşık şanlı vücuda

Varlığı sebeptir cümle mevcuda

Adem'in şahsında vardı sücuda

Melekler, anlasın duyanlar beni


Asırlar boyunca nice pervane

Can attı Ravza'ya hep yâne yâne

Aşk ne engel tanır ne de bahane

Yolda bırakamaz tufanlar beni


Seniyye'den doğan ayın ondördü

Medine'ye eşsiz bir şeref verdi

Benzerini ne ins ne de cin gördü

Kavuşturun O'na ey canlar beni


Bağrına basınca dünya güzeli

Yıldızlar hasrette kalmış, ezeli

Sıvamış yaratmış Rabb'in öz eli

Yakıyor hasreti şu anlar beni


Şurası elinin değdiği yer mi

Şu duvar sesini işittim der mi

Bastığı zemine alnım değer mi

Oyalıyor geçmiş zamanlar beni


Ben vuslat isterim açık ve çıplak

Övünmesin bana duvar ve toprak

Hayatım son bulsun O'na bakarak

Nuruyla tanısın bakanlar beni


Salavât Allahtan, melekten, bizden

Rabbim ayırmasın mübarek izden

Bir damla eksilmez koca denizden

Şefaatle yusun yuyanlar beni

(27-07-1988 Medine Yolunda)


Karaman Hocamın fakih oluşundan hareketle, onun sadece "zahir alimi" olduğuna hükmedenleri ters köşeye yatırabilecek olan bu şiirde son derece açık olan manayı açıklamaya kalkışmak onda karmaşaya sebep olur. Ancak şiirdeki mananın retinal gözle görünenin basiret gözüyle görülmesi esasında sadece kendim için onu yorumlamaya cesaret edebilirim.

Karaman Hocamın metafizik dil ile ülfetini ve bir yeni zaman sîne-çâkı oluşunu sorgulamaya kalkışacak olanları ise, sadece, onun kıymetli evlatlarından birine "İhsan" adını vermesinin sebebini öğrenmeye ediyorum.

Benim için ve bana göre, yukarıda naklettiğim "Medine Yolunda"adlı şiir, yalnızca bir "ziyaret arzusu"nun değil;Medine'yi Peygamber sevgisinin mekâna dönüşmüş hâliolarak kavrayan derin bir gönül ikliminin dile getirilmesidir.

Şair, Medine'ye gidişi sıradan bir yolculuk gibi değil, kalbin önceden gidip bedenin ardından sürüklendiği biraşk hicretigibi resmeder ve Medine'ye yönelişin iradeden çokmecburiyet gibi yaşanan bir çekimolduğunu söyler: Bu çekim, âşığın ahı, feryadı, gözyaşı ve hasretiyle beslenir. Hasrette bırakılmak bir acıdır ama bu acı bile şairin nazarında bir şikâyet değil,Peygamber'e bağlılığın bedeligibidir.