Ramazan bayramınız mübarek olsun!
Önceki yazımızda, Hâce Muhammed Lutfî (Alvarlı Efe) Hazretleri'nin (k.s.) "Bayram o bayram olur" adlı ilahisini paylaşmış ve kelime esaslı açıklamasını yaptık.
Bu ilahinin en dikkat çekici özelliklerinden biri "sadeliği"dir. Burada sadelikten kastımız; ehl-i kâmilin tembih, hikmet, ilahi, şiir ve sohbet formundaki sözlerinin hem seçkinlere hem de avama kendi seviyelerince mutlaka bir hisse sunabilen açık ve berrak bir söyleyişe sahip olmasıdır. Hacı Bayram Velî, Yunus Emre, Ümmî Sinan ve daha birçok ârif için geçerli olan bu husus, Efe Hazretleri için de söz konusudur.
Ne var ki bu sadeliğin, mezkur ilahinin tasavvufî ıstılahlar üzerine kurulu oluşu sebebiyle herkes tarafından kolayca kavranabileceği de düşünülmemelidir. Zira bu ıstılahlar, "zâhir ile bâtının müşterekliğinden doğdukları" için çok geniş ve çok katmanlı bir anlam alanına sahiptir. İmam Gazzâlî'nin (r.h.) kâmil kişiyi "Kâmil, bilgisinin nuru, dindarlığının (vera') nurunu söndürmeyen kimsedir" sözünün açıklaması olarak "zâhir ile bâtını her bakımdan birleştiren kişi" şeklinde tarif etmesi ise, burada karşılaştığımız sadelik-karmaşıklık gerilimini izah etmeye yeterlidir. (Bkz.: Mişkâtü'l-Envâr)
Bu sebeple Efe Hazretleri'nin söz konusu ilahisini, içindeki tasavvufî ıstılahları tek tek çözümleyerek açıklamak da bir köşe yazısının sınırlarını aşacaktır. Dolayısıyla biz, hiç değilse genel bir değerlendirme yapmaya teşebbüs edeceğiz:
Efe Hazretleri'nin bu ilahisi, zahirde bir bayram sevincini dile getiriyor gibi görünse de hakikatte bayramın mahiyetini anlatan tasavvufî bir tefekkür metnidir. Hazret, söze bayramın gerçek anlamının Allah'ın affıyla ortaya çıktığını hatırlatarak başlar. İnsan için asıl bayram; cürüm ve hataların bağışlandığı, nefsin yüklerinden kurtulduğu andır. Kul affedildiğini hissederse, işte o zaman bayram gerçekten bayram olur.
Bu affın kapısı Allah'ın rahmet ve hikmet sıfatlarından açılır. Rahîm olan merhamet eder, Hakîm olan derdimize çare verir. Kadîm olan lütfun tecellisiyle kulun hayatına rahmet iner. Böylece bayramın sevinci, sıradan bir neşenin ötesine geçerek ilahî bir ihsanın habercisine dönüşür.
Hazret, buradan hareketle bayramın iç dünyadaki karşılığına yönelir: Allah sevgisinin feyzi kalbe dolduğunda, hidayet nuru insanın yolunu aydınlatır. Böyle bir kalp için hayatın yönü değişir; dünya yolculuğunun menzili de cennet olur. Bayram, artık yalnızca bir günün sevinci değil, insanın bütün varlığını kuşatan bir manevî aydınlığa dönüşür.
Hakk'ı seven insanın kalbi bu aydınlıkla nurlanır. Tasavvuf dilinde "merd-i şîr" diye anılan, yani Hak yolunda cesur ve kararlı olan kimse, ilahî yardımı da yanında bulur. Allah'ın "destgîr" olması, kulun elinden tutması demektir; bu ise insana güven ve sükûnet kazandırır. Böyle bir kul için her gün, bir bayram sabahı gibi aydınlıktır.
Hazret, bu hakikati dile getirirken Allah'ın rahmetini bir "kân", yani tükenmez bir kaynak olarak tasvir eder. Affetmek ve kerem göstermek O'nun şanındandır. İnsanlara ulaşan her iyilik ve ihsan bu kaynaktan doğar. Kul bu idrake ulaştığında, bayramın yalnız insanlar

18