İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi'nin (IRCICA) uzun yıllardır adına yakışır şekilde çok değerli bilgileri ihtiva eden eserler yayımladığı malumdur. Bu minvaldeki son yayınlarından biri deKâbe Kitabı'dır.
Editör-lüğünü Sevgi Ağca Diker ile Cengiz Tomar'ın; yayın yönetmenliğini Hasan Mert Kaya ile Bekir Kantarcı'nın; koordinatörlüğünü İbrahim Halil Uçar ile Burcu Karataş'ın yaptığı, fotoğraflarını Mustafa Yılmaz'ın çektiği ve tasarımını Yüksel Yücel'in üstlendiği Kâbe Kitabı grafik tasarımı, sayfa düzeni, karakter seçimi ve cildiyle gerçekten göz kamaştıran bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor.
Sunuş'unu Mahmut Erol Kılıç'ın, Takdim'ini Bekir Kantarcı'nın, Önsöz'ünü ise Sevgi Ağca Diker'in kaleme aldığı eserin muhtevası; Adnan Demircan, Hasan Fırat Diker, Sevgi Ağca Diker, Seyit Ali Kahraman, Hülya Tezcan, Tuba Kurtuluş, Selin İpek, Zeynep Atbaş ve Mohammed H. Al Mojan imzalı makalelerden; ayrıca hüsnühat ve minyatür örnekleri ile Bekir Kantarcı Koleksiyonu'nda yer alan Haremeyn örtülerine ait -açıklamalı- fotoğraflardan oluşmaktadır.
Kantarcı'nın Takdim yazısında yer alan şu ifadeler ise, Kâbe Kitabı'nın mevcut muhtevasının zenginliğini azaltmamakla birlikte onun temasına dair önemli bir ipucu vermektedir:
"1991 senesi Kâbe'ye komşu olma şerefine nail olduğum günlerde Kâbe'de daha önce kullanılmış bir örtüyü, ondan bir daha ayrılmamak üzere elime aldığım andaki bahtiyarlığımı ve yaşadığım derin hazzı unutmam asla mümkün değil. Bu ilk örtü, bugün sahip olduğum nadide koleksiyonun ortaya çıkmasına vesile olan ilk parça olmuştur. O gün bugündür, 30 yıl boyunca, asırlar boyu Mekke'de Kâbe'ye, Medine'de Efendimiz (s.a.s.)'in mübarek mescidine yapılan ziyaretlerin hatıralarını, o mukaddes beldelere gönderilen hediyeleri ve ecdadımızın Kâbe özlemini yansıtan emanetleri toplamak için çalıştık durduk… Ecdadımızın bu mukaddes dava uğruna yaptığı anlamlı hizmetleri ve bu sevdanın sanatla nasıl muhteşem eserlere dönüştüğünün hikâyesini anlatan bu kitabı…"
Nitekim Kâbe Kitabı'ndaki -albüm bölümü dâhil- 11 metnin 6'sının doğrudan örtü temalı olması, eseri salt Kâbe üzerine bir çalışma olmaktan ziyade Kâbe örtülerine dair bir arkeoloji incelemesine daha yakın bir yere taşımaktadır. Ayrıca Demircan'ın Kâbe'nin inşası, tamiri, tadilatı ve tesviyesini ele aldığıCahiliyeden İslam'a Kâbebaşlıklı yazısını kitabın ilk metni olması bakımından bir "çerçeve yazı" olarak alırsak, onun son bölümünde de yine örtü meselesi işlenmiştir.
Öte yandan Diker'in Önsöz'de yaptığı, "Kâbe mimarisinin tahlili ve onarım tarihi ilahiyatçılar ve tarihçiler tarafından incelenmişse de bugüne kadar mimarlar tarafından hakkında kapsamlı bir yayın yapılmamıştır" şeklindeki tespit, H. H. Kemali Söylemezoğlu'ndan K. A. C. Creswell'e kadar birçok mimar ve sanat tarihçisinin çalışmalarını görmezden gelme riskini taşımaktadır. Bununla birlikte bu ifade, kitabın esas ağırlık merkezinin yine mimari analizden ziyade örtü geleneği üzerinde yoğunlaştığını da dolaylı biçimde ortaya koymaktadır.
Bunları söylerken Kâbe Kitabı'na bir eksiklik atfetmiş olmuyoruz. Zira eser yalnızca Kahraman'ınKâbe'ye Yapılan Hizmetlerde Haremeyn Vakıflarının Önemive Diker'inKâbe'ye Ait Kutsal Emanetlerin Saltanat Sembolü Olarak Kullanımıbaşlıklı yazılarından ibaret olsaydı bile, yine önemli bir bilgi ve belge boşluğunu doldurmaya yeterdi.

18