Asya'nın kalbinde yer alan en önemli kültür ve ticaret merkezlerinden biri olan Kaşgar, İpek Yolu'nun kavşak noktası olarak Çin, Orta Asya, Hindistan ve Orta Doğu medeniyetlerini birbirine bağlar. Yüzyıllar boyunca Türk-İslam kültürünün güçlü bir merkezi olarak gelişen şehir, özellikle Karahanlılar döneminden itibaren ilim, sanat ve ticarette öne çıkmıştır. Geleneksel Doğu Türkistan mimarisi, çarşı kültürü, medrese, cami ve türbeleri hem tarihî hem kültürel bir miras niteliği taşır. Bu yönüyle Kaşgar, yalnızca stratejik bir coğrafi konuma sahip bir şehir değil; aynı zamanda Doğu Türkistan'ın tarihî kimliğini, kültürel sürekliliğini ve hafızasını temsil eden sembolik bir merkezdir.
1877'de Çin'in işgaline uğrayan Kaşgar, 1930'da Sovyetler Birliği'nce kontrol edildiyse de 1949'dan itibaren Çin Halk Cumhuriyeti'nin şiddeti her geçen gün daha artan bir inanç, kimlik ve kültür zulmüne maruz olarak bugünlere gelmiştir.
Aşağıda, yüz on yıllık bir farkla Kaşgar'ın iki zamanına dair iki seyyahımızdan birer tabloyu ilettikten sonra, bunları önce kendi içinde ve sonra bizdeki laikçilerin tartışma konusu yaparak asıl mecrasından saptırmaya ve etkisini gidermeye çalıştıkları bugünkü Ramazan Sevinci bağlamında değerlendirmek istiyorum.
İlk tablomuz Habibzade Ahmet Kemal'den (Hatıralar – Türkistan, Çin, Şanghay ve Rodos, haz.: N. Ahmet Özalp, Büyüyenay, İstanbul 2021).
KAŞGAR 1914
"Kaşgar şehrinde başlıca yüz on dört mahalle, yüz sekiz cami mevcut olup bu camilerin en büyüğü İydgâh Mescidi'dir ki bunu Kaşgar'ın son hanedanı olan Yakup Bey merhum bina ettirmiştir. İydgâh ismiyle isimlenen bu camiin bulunduğu mahal, Türklerin her perşembe günü kurdukları ve on beş – yirmi bin kişinin cevelanına müsait gayet vâsi bir meydandır.
(…)
Kaşgarlılar, ramazan-ı şerifi pek hulus ile karşılıyorlar. Ramazan'dan bir ay evvel, bütün evler temizleniyor. Yeni elbiseler hazırlanıyor. Ellere tespihler alınıyor, koltuğa kıstırılıp mescide götürülecek seccadeler, çaygazlar hazırlanıyor. Hülasa, büyük bir şevk ve şetaretle ramazan istikbal olunuyor.
(…)
Ramazan geceleri, Kaşgar'ın İydgâh dedikleri mahalli pek kalabalık olur: İydgâh mescidinin on beş-yirmi arşın irtifaındaki minaresine bir zurnacı ile bir dombakçı çıkıyor. Halk teravihten çıktıktan bir saat sonra, aheng-i milli başlıyor. Şehrin içinden, dışından çıkan ahali, üçer-beşer İydgâh'a toplanıyorlar. Bazı hankâh-nişinler, musiki-i millinin huzur-ı ahenginde semah kılıyorlar, yani kollarını açıp ortada dönüyorlar. Diğer tarafta, çıplak bacaklı kolcaklar, ters toğmaklılar peşmetleri omuzda; tuçiler, rebapçı ruzekleri de önlerinde, dere tepe, gazelleriyle İydgâh'tan geçiyorlar.
Bu meydandaki yağcı dükkânlarının dimağı tazip eden bed-bu sahneleri, bu naralı gecede, ıtır mahzeni gibi tavaf edilir. Bu dükkânların önünde birtakım esnaf güruhu toplanıyor. Avrupa siyasi sahnelerinde bile halledilemeyen muğlak meseleleri, orada halle çalışıyorlar. Hindenburg'un, Makenze'nin, en büyük askeri dâhilerin bile çekmekten, çizmekten âciz kaldığı muharebe planları tertip ediliyor, tenkit olunuyor, naranın hitamından sonra Kaşgar afakında esrar, neşe ve türlü müskirat kokuları hüküm sürüyor. Gece ganimet bilindiği için, her şey tamam edilmeye çalışılıyor. Daha etraf koyu karanlıklar içinde iken, bazı beyni oynamış müezzinler piştahlara -minare demektir- çıkıp ezan okumaya başlıyorlar. 'Cemaatle namaz okuyun, namaz-ı yamdade, yani sabah namazına çıkın. Büyük sevap vardır. Allah her türlü günahlarınızı affeder!..' avazıyla şebrenkler -yarasa kuşu gibi serseriyane köşeleri dolaşıyorlar.

14