Toplumsal, kültürel ve siyasal şartlarla da ilişkili olarak, "Anlayışımızı artıyor, bakış açımızı genişletiyor, eleştirel düşünmemizi sağlıyor" vb. mülahazalarla, kafirlerin sanat hakkındaki düşüncelerini öğrenmeye emek harcarken, zihnimizin çok fazla kirlendiğini fark etmenin telaşıyla, ahir ömrümde -başkalarınınkini değil- kendi nefsimi kurtarmak için büyüklerimizin yazılarına ve sözlerine yani asıl anlamlara ve asil yorumlara daha fazla başvuruyorum.Bu bağlamda bugün İmam Gazzâlî'nin (rahimehullah) el-Me'ârifu'l-Akliyye'sinden (Düşünme, konuşma ve Söz Üzerine, trc.: Ahmet Kamil Cihan, İnsan) sanat ve yazıyla ilgili şu metni paylaşmak istiyorum:"Bilesin ki; kudreti büyük Allah, insanı yaratıp, onu şerefli kıldığı ve onu öteki yaratıklardan üstün tuttuğu için insan türünü sadece yardımlaşarak, dayanışarak hayatlarını sürdürecek biçimde birbirine bağlı, birbiriyle ilişkili ve birbirine koruyucu yaptı. Nitekim Hz. Peygamber de şu iki sözüyle buna işaret etti: 'İnsanlar doğru ve eşit olma yönünden tarak dişleri gibidir.'; 'Müminler birbirini tutan üst üste dizilmiş yapı gibidir.'Dünyanın devamı ve âlemin sürekliliği; insanların koruması ve türün temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmalarıyla, geçim ve yaşamı dokunulmaz kılmakla, verimli ve yararlı şeyleri gözetmekle, âlemi bayındır hâle getirmekle olur. Bunlar, sadece çeşitli mesleklerle ve türlü sanatlarla olur. Bir tek insan bütün sanatları yapmak isteseydi buna gücü yetmezdi, başaramazdı. Her durumda bir yardımcı ve dayanışmacı gerekirdi. Bazen bir tek meslek veya sanat bu meslek ve sanatın yapılması ve amacın gerçekleşmesi için bir grup insanı gerekli kılar.Sanatlar, ilmî sanatlar ve amelî sanatlar olmak üzere iki kısma ayrılır, Amelî sanatlar dış alet ve organlarla, ilave araç-gereçlerle ve birçok hazırlıkla yerine getirilir, yapılır.Her sanatkâra sanatında yedi şey gerekir: Hareket, zaman, mekân, malzeme, ham madde, araç-gereç, sağlık ve iş gören bir organ. Şayet bu yedi şeyden biri eksik olsa sanat durur, biter ve fayda ortadan kalkar.İlmî sanatlara gelince; onlar, nesneleri oldukları gibi bilmek, onların hakikatlerini tasavvur etmek ve biçimlerini algılamaktır. Bu tasavvur sadece öğrenmeyle olur.Öğrenme, nefsin yetkinliğini istemek, aklî biçimlerle onu bezemek ve bedensel kötülük ve düşüklüklerden onu uzak tutmaktır.Öğrenme, öğretme, alma ve vermenin yolu, sözle ve dinlemekle olur. Söz dillerden çıkar; dinleme kulaklarla olur. Ancak, bilgeler demişlerdir ki: 'Söz latif bir yazıdır yazı kesif bir sözdür.' Söz dilden kaleme intikal edince işitmenin yerine görme geçer. İşitme söylenene ait olduğu gibi görme de yazılana özgüdür. Dil söylemek ve söyleşmek (hitap) için olduğu gibi kalem de yazmak içindir. ()Yazı insanlar arasında elden ele dolaşmasaydı, anlamlar belirlenemez ve nefisler olgunlaşamazdı. Zira isteklilerine rağmen, tüm dillerin istenilen her anlamı söze dökmediği olur, bu sebeple öğretim boşa çıkar ve öğrenci zayi olur.Lütfunun bolluğu
Alvarlı Efe'nin dilinden bayramın hakikati
17-03-2026
26
İbn Arabî'nin yönelme ve yönetmeye dair öğütleri
12-03-2026
25
Bilginin itibarı: Nakib el-Attas'a rahmet
10-03-2026
42
"Kâbe Kitabı"
07-03-2026
48
Şehr-ü Ramazan ve oruç
01-03-2025
560
Medine hakkında üç kitap
07-03-2024
347
Özbekler Tekkesi'nin kısa hikayesi
17-05-2025
292
