İnancımız, tarihimiz ve kültürel aidiyetimiz nedeniyle bigâne kalamayacağımız ateşten günlerin tanığı olmaya devam ediyoruz. Bu vasatta Rabbimizin ve Peygamberimiz Aleyhisselâm'ın bizleri sakındırdığı fitnenin, "kardeş" bildiğimiz insanlar eliyle köpürtülmesi ise ateşin hararetini daha da artırıyor.
Birinci ateş örgütlü bir şiddetin ürünüdür; fert olarak ona karşı yapabileceklerimiz şey çok sınırlıdır. Fakat ikinci ateş, kalpten dile, dilden kalabalıklara taşınan bir bozgun hâlidir ve ona karşı yine kardeşlik hukukuna yaslanarak Şâri'in emirlerini hatırlatmak, tehlikeyi göstermek, uyarmak, sözün yerli yerinde söylenmesini sağlamak hâlâ mümkündür.
Bu minvalde iki âyeti mealleriyle hatırlatmak ve özellikle ikincisindeki "soluyan köpek" teşbihinin İmam Fahrüddîn er-Râzî tarafından nasıl tefsir edildiğini ve dolayısıyla nasıl bir imgeye bağlandığını iletmek istiyorum:
"Kendisine kanıtlarımızı verdiğimiz, fakat onları bir kenara atan, bu yüzden şeytanın peşine taktığı, nihayet azgınlardan olan kişinin haberini onlara anlat. Eğer biz isteseydik o kişiyi delillerimizle yüceltirdik. Fakat o dünyaya saplanıp kaldı, hevesinin peşine düştü. İşte böylesinin hali, kovsan da bıraksan da hep dilini çıkarıp soluyan köpeğin haline benzer. Ayetlerimizi yalan sayan topluluğun durumu işte böyledir. Şimdi sen bu kıssayı anlat, umulur ki iyice düşünürler." (A'raf, 7/175-176)
İmam Râzî, imgeye dönüşen bu teşbihi birkaç yönden açıklar:
1.Soluyan her canlı ya yorgunluktan ya susuzluktan ötürü solur. Köpek ise böyle değildir; yorulsa da yorulmasa da susasa da susamasa da solur. Bu, onun âdetidir. İşte Allah'ın ilim ve din nasip ettiği bir kimse, insanları mal ve menfaat kirlerinden müstağni kılınmışken, dönüp dünyaya saplanırsa; bu, zaruretten değil, kötü nefsinin ve adi huyunun sevkiyledir. Böyle birinin hâli, ihtiyacı olmadığı hâlde solumayı sürdüren köpeğin hâline benzer.
2.Bir âlim ilmi vasıtasıyla dünya malı elde etmeye yönelirse, çoğu zaman bunu kendi faziletini sergilemek, şöhretini artırmak için yapar. O konuşurken dili çalışır; fakat kalbi, dünyalığa karşı hararetli bir susuzluk içindedir. Bu susuzluk, dili sarkık bir köpeğin soluyuşuna benzer. Bu ihtiyaçtan değil, hırstan doğan bir harekettir.
3.Köpeğin soluması kesintisizdir; hırslı insanın hırsı da öyledir. Üzerine gitsen de kendi başına bıraksan da o solumaya devam eder. Çünkü bu, onun tabiatı hâline gelmiştir. Sapmış, hırsına esir düşmüş insan da böyledir: Ona vaaz etsen de etmesen de dalâletini sürdürür. Zira sapma artık onun için geçici bir hâl değil, yerleşik bir karakter olmuştur.
İmam Râzî, âyetin 'Âyetlerimizi yalan sayan topluluğun durumu işte böyledir" şeklindeki ifadesini de genelleştirir: İlâhî işareti bile bile yalanlayan herkes bu teşbihin dairesine girer. İbn Abbas'ın nakline göre burada Mekkeliler de kastedilmiştir: Peygamber gelmeden öncede hidayete ermemişler, geldikten sonra da ermemişlerdir. Üzerine varsan da kendi haline bıraksan da soluyan köpek gibi, her hâlükârda sapma üzere kalmışlardır. (İmam Fahrüddîn er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr – Büyük Kur'ân Tefsiri, trc.: Heyet, Huzur, İstanbul 2024)

3