Hüsnihat harf metafiziğinin gülşenidir

İbn Arabî, harflerin kendi türlerinden elçileri yani peygamberleri bulunduğunu, kendileri bakımından birtakım isimlerinin olduğunu da söyledikten sonra, "bunu sadece bizim yolumuzdan olan keşif ehli bilebilir" demiştir. (Fütuhât-ı Mekkiyye, c.: 1, trc.: Ekrem Demirli, Litera, İstanbul 2006)

Buna göre o, harf metafiziğine işaret etmekle kalmamış, onlara dair bilginin ehlini de sınırlamıştır. Ancak bu sınırlama keşif ehli olmayanların hüsnihattın psikolojisini bilme çabasını ortadan kaldırmaz bilakis, bilgide kesinlik esasında zikrettiğimiz "bilgiyi Allah'tan ve Peygamber Aleyhisselam'dan alma" şartını genişletir ve dolayısıyla Allah'ın velileri ve Peygamber Aleyhisselam'ın varisleri olan keşif ehlinin ilgili keşfini de gözeterek söz konusu bilginin yani kendi inancımıza mahsus metafiziğin içinde durmamızı sağlar. Bunu belirtmişken şu farka da işaret edelim: Biz kendi inanç, kültür ve medeniyetimizin hasılası olan sanatlarla ilgili psikolojiyi zahir ile batının ortaklığında ararız. Çünkü bize göre zâhir bâtının sûreti, bâtın da zâhirin özüdür. Böylece birini bilmenin yolu diğerinden geçer.

Bu zikrimizle, hüsnihattın sadece somut harflerden ibaret olmadığına, onların o şekilde kelime-i tayyibe esasında bir istife yani soyutlamaya konu olmalarındaki ruhsallığa da işaret ettiğimize göre, şimdi harfler hakkında keşif ehlinden gelen bilgilerden bazılarını nakledebiliriz.

İlk menzilimiz Abdülcebbâr en-Nifferî'nin (r.h.) Mevâkıf'ıdır. Hazretin, 67. Mevakıf: "Huzur Yeri (Mazhar) ve Harf Durağı"ndan şu vakfelerini seçtik:1. Harf bir perdedir ve perde bir harftir.9. Harfi kevnin önünde, aklı harfin önünde, ma'rifeti aklın önünde ve ihlâsı da ma'rifetin önünde vakfettirdim.10. Harf bilmez Ben'i; harften olan da bilmez, harfte olan da bilemez Ben'i.11. Harfe sadece harfin lisanıyla hitap ederim; fakat lisan Bana şahit olmaz, harf de bilmez Ben'i.16. Karar bulan ilim, karar bulan cehldir.20. İndimde olanlar onlara hitap eden harfi anlamazlar ve harfte onların makamlarını anlamazlar, onların ilmi olduğunda ise onu anlamazlar; onları harfte olan Kıyamıma şahit kıldım ve onlar da Ben'i kıyam ederken gördüler, ona bir cihet olarak şahit oldular; Ben'i işittiler ve onu alet olarak bildiler. 22. Harf, kendisiyle onların görünür olduğu mekanlardır ve harf kendisiyle onların görünür olduğu ilimleridir ve harf kendisiyle onların görünür olduğu vakfeleridir. 23. Arife gelince, onun sınırı harften huruç eder ve her ne kadar harfler onun setresi olsa da o sınırındadır.

24. Arifin sınırı, onun karar kıldığı yerdir; onun karar kıldığı yer, ancak onun kendisinde sükûn bulduğu yerdir.

25. Ne harf cehle iltica edebilir ne de cehl ona. 26.