Heva ve heves havadan incedir

Bu söyleyişimiz Ebü'l Ferec'e bir eleştiri değildir. Zira o, kendi zamanının bilgisini ve önceliklerini gözeterek sanatı maslahata dahil etmemiş olabilir.

Ebü'l Ferec'ten yaklaşık doksan yıl önce vefat eden Gazzâlî'de ise durum tam tersidir. Gazzâlî de nefsin tezahürlerini işlerken tezkiyeyi öne alanlardan olmakla birlikte, aynı zamanda kendi nefsimizdeki kanıtların mahiyetlerini keşfetmede öncülük edenlerden biridir. Örneğin el-Fusûl fi'l Es'ile ve'l-Ecvibe'sinde "Onun şeklini tamamladığım (tesviye ettiğim) ve ona ruhumdan üflediğim (ve nefehtu) vakit, siz de hemen onun için secdeye kapanın." (Hicr, 1529) mealindeki ayette yer alan tesviye kelimesine 'ruh taşımaya elverişli olan mahallin yaratılması' anlamını verirken, nefh'in şeklini "üfleyen kimsenin içinden, söz gelimi tutuşturmak için çalı çırpıya doğru hava çıkarma", sonucunu ise aynı örneğe göre "tutuşturma olgusu" olarak açıklamış, tutuşturmayı da intikam ve kızgınlık kelimeleriyle açmıştır. (İnsan Nasıl İnsan Oldu, trc.: Muhammed Yazıcı, Ketebe) Bu minvalde İbn Arabî'yi de Gazzâlî'nin mahiyeti bilme düşüncesini geliştirerek işleyen biri olarak zikredebiliriz.

Örneğin Fusûs'unun 1. Fas'ında "Hak, bütün âlemi, başlangıçta ruhu olmayan, engin bir pus ya da tayf (şebahın müsevvin) gibi bir şey olarak var etmişti. Bu yüzden, 0 (yani âlem) 'parlatılmamış bir aynaya benziyordu. İlahî hükmün bir özelliği (şe'n) de O'nun bir mahalli (Kur'an'da) "ona üflendi" diye ifade edilen, İlahî bir Ruhu kabul etmeye hazır hale gelecek şekilde tesviye etmesidir. Bu da tesviye edilen o surette, ezelî ve ebedî olarak devam eden tecelli ve feyzi kabul edebilecek bir istidat ya da yatkınlığın hâsıl olmasından başka bir şey değildi." demiş ve ayrıca heva terimini de 24. Fas'ta daha özel ifadelerle işlemiştir. (Dâvûd el-Kayserî, Fusûsu'l-Hikem Şerhi -Hikmetlerin Burçları, trc.: Turan Koç, İz)

Biz Gazzâlî ile İbn Arabî'den yaptığımız bu alıntılara, asıl konumuz olan heva ve hevesin sanatla ilişkisiyle sınırlandırarak baktığımızda, önce nefhaüfleme esasında hava kelimesiyle heva ve heves kelimesinin ilişkisini kurmamız gerektiğini anlıyoruz. Şöyle ki, Arapça heva kelimesi he-vav-elif veya ye'den, hava kelimesi ise he-vav-hemze'den oluşmaktadır. Hemzenin sonda yazılışıyla ilgili kuralı paranteze alarak söyleyecek olursak heva ile hava (heva) aynı şekilde okunur ve bu kelimeler ancak anlam yönünden farklılaşır. Buna göre "Hava: Dünyayı belli bir yüksekliğe kadar kaplayan, bütün canlıların nefes yoluyla alıp verdikleri, çok miktarda oksijen, azot ve az miktarda asit, su buharı ve başka gazlardan meydana gelmiş renksiz, kokusuz hafif gaz." demektir. (Misalli Sözlük)Burada konuyu malumatta boğmamak, kendi özüyle ele alabilmek için İbn Arabî'nin "