Filozoflar ve edebiyatçılar

Felsefe ve edebiyat tarih boyunca aynı hakikati farklı dillerde söylemişse, bugün bu diyalog koptuğunda eksik olan şey nedir?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, tarih boyunca büyük filozofların ve edebiyatçıların aynı çağda derin bir 'zihniyetsel akrabalık' içinde yaşadığını, soyut düşüncenin somut anlatılara dönüştüğünü göstermektedir. Orta Çağ'dan Modern çağa kadar bu paralel ilişki nasıl işlediğini örneklerle açıklayan metin, sonuç olarak Virginia Woolf'u referans vererek: bir felsefe edebiyat tarafından içselleştirilmemişse ya felsefede ya edebiyatta ya da her ikisinde birden bir hata olduğunu ileri sürer. Ancak yazar bu tezini sadece Batı merkezli bir geleneğe dayandırırken, diğer kültürel gelişmelerin bu mekanizmi günümüzde de işletip işletmediği sorulmuş mudur?

Tarih, yalnızca olayların değil, aynı zamanda düşünme (felsefe) ve anlatma (edebiyat) biçimlerinin de tarihidir. Bu tarih boyunca hakikat, iki ana dilde dile gelmiştir:felsefenin kavramsal diliveedebiyatın tecrübe dili. Filozof, varlığı ve insanı düşüncenin iskeleti içinde kurarken; şair ve romancı, aynı hakikati yaşanmış hâliyle görünür kılar. Bu yüzden aynı çağda yaşayan büyük filozoflar ile büyük edebiyatçılar arasında çoğu zaman doğrudan bir etkileşim olmasa bile, derin birzihniyet akrabalığıbulunur.

Orta Çağ, düşüncenin ilahî merkez etrafında örgütlendiği bir çağdır. Bu dönemde felsefe ile edebiyat, aynı metafizik evrenin iki ayrı ifadesidir.

Thomas AquinasileDante Alighieriarasındaki ilişki, bu bütünlüğün en tipik örneğidir. Aquinas'ın skolastik sistemi Tanrı merkezli kozmosu kavramsal olarak inşa ederken,İlahi Komedyabu kozmosuyaşanır ve dramatik bir evrenedönüştürür.

İslâm dünyasında iseİbn Ruşdileİbn Tufeyl, düşüncenin hikâyeleştiği bir eşikte buluşur.Hayy ibn Yakzan, felsefenin anlatı formuna bürünmüş hâlidir.

Bu hattın daha derin bir katmanındaİbn Arabiile Sadreddin Konevî yer alır. Bunların kurduğu metafizik yapı, Anadolu'da şu üç dilde karşılık bulur: Davud al-Kayseriile düşüncede, Mevlana Celaleddin Rumî ve Yunus Emreile şiirde. Ve burada aynı hakikat üç aşamada görünür:kuruluş, sistemleşme ve tecrübe.

Rönesansla birlikte düşüncenin merkezi Tanrı'dan insana doğru kayar. Bu kayma hem felsefede hem edebiyatta insanın iç dünyasına yönelişi doğurur.

MontaigneileWilliam Shakespeare, insanın çok katmanlı doğasını iki farklı türde araştırır: biri deneme ile, diğeri dram ile.

Rene DescartesileJohn Miltonise rasyonalizmin eşiğinde buluşur. Descartes'ın aklî temellendirmesi ileKayıp Cennet'in kozmik anlatısı, aynı zihinsel iklimin iki farklı tezahürüdür.

Aydınlanma, aklın, sekülerleşmenin ve bireysel bilincin (ben-cilliğin) öne çıktığı bir dönemdir. Bu çağda filozof ile edebiyatçı çoğu zaman aynı kişide birleşir.

VoltaireileJean-Jacques Rousseau hem düşünce hem edebiyat alanında üretim yaparak bu birleşmeyi temsil ederler.

David HumeileLaurence Sternearasındaki ilişki ise daha inceliklidir. Hume'un deneyimciliği,Tristram Shandy'nin parçalı anlatısında edebî bir biçime dönüşür.

Klasik Alman dönemi'nde ise düşünce, metafizik ile estetik arasında yoğun bir gerilim üretir.

Immanuel Kantile Goethe, aynı çağın iki yüzü gibidir. Kant aklın sınırlarını çizerken,Faustinsanın arayışındaki sınırsızlığı sahneye taşır.

Friedrich HegelileFriedrich Hölderlinise aynı doğum yılında birleşen iki yoldur: diyalektik düşünce ile şiirsel metafizik, farklı biçimlerde aynı hakikati yoklar.

Modern çağın (19. yy.) başlamasıyla birlikte insanlık hem toplumsal hem varoluşsal bir krizle karşı karşıya kalır.

Karl MarxileCharles Dickens, sanayi toplumunun eleştirisini biri teoriyle, diğeri romanla kurar.

Sren KierkegaardileFyodor Dostoyevsky, bireyin içsel dramını ve inanç krizini paralel biçimde işler.

Friedrich NietzscheileLeo Tolstoy, ahlâk, din ve insan üzerine farklı yönlerden aynı büyük soruya yönelir.