Bu sebeple bir âlimin edebiyat ilmine yönelişi ve bir edebiyatçının eser meydana getirme süreci aynı kök soruya dayanır: "İnsan nedir ve bu 'nedir' sorusunun içinde insanın hangi yönü konuşmaktadır"
İmam Fahreddîn er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr'inin girişindeki kelâm bahsinde Ahtal'ın şu beytini zikreder:"Kelâm muhakkak ki gönülde olandır,
Lisan ise gönüle tercüman kılınmıştır ancak."
Dolayısıyla kelâm ile dil, edebiyat ilminin ve edebiyat eyleminin temelidir. Bu temelin insanda temellenmesi nedeniyledir ki, kelâma ve dile dair her ne varsa insanla açılır, insanda kapanır. Bu yönüyle insan "büyük bir meseledir." Zira maddesi, manası ve fiilleriyle; yani bedeni, idraki ve varoluş seyriyle insan, kelâm ve dil üzerinden kimliğinin ve özneliğinin kodlarını taşır.
Yaratılışı itibariyle insanın bedeni, bütün teknolojik imkânlara rağmen ancak sınırlı ölçüde kavranabilen bir fizik gerçeklik olarak halk âlemine; idraki, nefsine ve ona bağlı sayısız unsura ait olmakla emir âlemine aittir. Varlık sahnesine çıkışı ise, belirli bir mühlet içinde kul olarak bu dünyada bulundurulmasının hikmetine bağlıdır.
Bu çerçevede insanın bedeni -organlardan oluştuğu için- sayılabilir; fakat idrakini oluşturan unsurlar sayılamaz. Bunlardan "ruh" kavramı altında toplanan "sayılamayan"lar, ancak sayılabilir olan fiiller ve kulluk pratikleri üzerinden görünürler. Kulluğu ise -salt Allah ile ilişkisi esasında- amelleriyle kaimdir ve nihai olarak ilahî mizana konudur.
Bu minvalde kelâm, dil ve idrak arasındaki ilişkiye -gösterge, gösteren ve gösterilen bağlamında- baktığımızda, idrakin çok katmanlı bir yapı arz ettiğini görürüz.
Nitekim Molla Sadrâ'nın kaydına göre idrak, her biri kendi içinde bir idrake delalet eden ve birbirine hizmet eden yirmi yedi güçten oluşur: şuur, tasavvur, hıfz, tezekkür, zikir, marifet, fehim, fıkıh, akıl, hikmet, dirayet, zihin, fikir, hads, zekâ, fitnat, hâtır, vehim, zan, ilmelyakîn–aynelyakîn–hakkalyakîn, bedahat, evveliyat, hayal, reviyye, kıyaset, hubur, rey ve ferâset… (Dört Aklî Yolculukta Aşkın Hikmet, edt.: Şamil Öçal, Litera, 2023)Bunlara nefsin rüya, merak, hevâ ve irade gibi güçleri; ilgili ahlâk ve tasavvuf terimleri ve kendi içlerindeki çeşitli mertebeler de eklendiğinde, idrak alanının yaklaşık yüz unsurlu bir genişliğe ulaştığı görülür.
Bu güçler, idrak olmak bakımından kendi içlerinde müstakil oldukları gibi, ruhun işleyişi bakımından müşterektirler. Yani (beş duyuyla olan zorunlu ilişkilerini paranteze alarak söyleyecek olursak) biri diğerine muhtaçtır; kimi zaman da hakikatleri cihetinden kendi aralarında zıtlaşır, hatta çatışırlar.
İhvân-ı Safâ, bu müstakil ve müşterek işleyişi iki başlık altında ele alır:a) Sadece kendisine özgü fiiller,
b) Diğer güçlerle müşterek olarak icra edilen fiiller.

5