Çizginin ustası Hasan Aycın'ı konuşmak...

Hasan Aycın'ın çizgisinde gül, göz ve kalem tevhid ekseninde birleşiyor; peki insanlık tarihi gerçekten ilahi bir yazının tezahürü mü, yoksa bu anlamlandırma kendi çabasının ürünü mü?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, ressam Hasan Aycın'ın çizgilerini İslam metafizik geleneğine bağlayarak insanlık tarihini tevhid ekseninde yeniden kuran bir görsel tasavvur olarak analiz eder. Gül merkezdeki nebevî hakikati, göz idrakini, kalem kaderini simgelediği bu yorumu yapan şey, Sezai Karakoç gibi çağdaş düşünce figürlerine adanmış sanat eserinin katmanlar halinde anlamlandırılabilir olmasıdır. Ancak bu böylesine bütünlüklü anlam atfetmek, sanatın yoruma açık yapısını tam kapatmıyor mı?

Nitekim sadece -fakirin 'Medeniyet Gülü' adını verdiği- Sezai Karakoç'a adanmış çizgisi incelendiğinde bile, farklı zamanlara, kıssalara ve metafizik katmanlara ait unsurları tek kompozisyonda toplayarak insanlık tarihini tevhid ekseninde yeniden kuran bir görsel metin niteliği taşıdığı görülür.

Çizginin merkezindeki gül formu, İslam estetik geleneğinde yerleşik anlamıyla doğrudan Peygamber Efendimiz'i işaret eder. Ancak bu gül, klasik temsilin ötesinde, içine yerleştirilmiş gözle birlikte düşünülmelidir. Bu göz, yalnızca bir bakış organı değil; idrak, şehadet ve yorum kudretinin simgesidir. Dolayısıyla burada gül nebevî hakikatin merkeziliğini temsil ederken, göz de bu hakikatin tarih boyunca nasıl kavranıp yorumlandığını imler. Çizginin üst köşesine düşülen "Sezai Karakoç için" ibaresi, bu yorumu çağdaş bir düşünce düzlemine taşır.

Merkezden aşağıya doğru uzanan dikey form, güçlü biçimde "Kader Kalemi"ni çağrıştırır. Bu çizgi, gök ile yer arasında kurulan ontolojik bağı temsil eder. Tarihin rastlantısal bir akış değil, yazılmış bir kaderin tezahürü olduğu fikri burada görselleştirilir. İnsanlık serüveni, bu kalemin yazdığı metin içinde gerçekleşir; dolayısıyla tarih, yalnızca geçmiş olayların toplamı değil, ilahî bir yazının zaman içindeki açılımıdır.

Bu yazının sahnesi alt bölümde belirginleşir. Dalga, gemi ve kaotik hareketler Nuh Tufanı'nı açıkça hatırlatır. Ancak tufan burada yalnızca tarihsel bir olay değil, insanlık durumunun tekrar eden bir hâli olarak yorumlanmalıdır. Her çağın kendi tufanı, her toplumun kendi imtihanı vardır. Bu bağlamda tufan, bir yok oluş değil, aynı zamanda ayrışma ve seçilme anıdır.

Bu dışsal kriz hâlinin yanında, çizginin sağ alt bölümündeki balık figürü Hz. Yunus kıssasını devreye sokar. Yunus'un balığın içindeki tecrübesi, insanın kendi iç karanlığıyla yüzleşmesini temsil eder. Böylece çizgide iki yönlü bir sınanma hâli ortaya çıkar: Tufan dış dünyayı kuşatırken, balık iç dünyayı temsil eder.

Çizginin çeşitli yerlerine dağılmış küçük insan figürleri ise, bu tarihsel ve metafizik çerçeve içinde hareket eden insanlığı temsil eder. Bu figürler düzenli bir ilerleyişten çok, dağınık ve çok yönlü bir yürüyüş içindedir. Bu durum, insanlık tarihinin doğrusal değil; kesintiler, krizler ve yeniden yönelişlerle şekillenen bir süreç olduğunu gösterir. Ama bu dağınıklığa rağmen figürlerin genel hareketi bir yöne çıkar: tevhid. Çünkü tevhid, parçalanmış olanı birleştiren, dağınık olanı merkeze bağlayan temel ilkedir. Yürüyüş oradan başlar, çoğalır ve yine orada toplanır: Çıkış Allah'tandır, dönüş de yalnız O'nadır.

Çizgide dalgaların ve hareketin oluşturduğu geçiş hissi, Hz. Musa'nın İsrailoğulları'nı denizden geçirerek kurtarmasını çağrıştıran sırlı bir katman kurar. Bu da tarihsel kıssaların birbirinden kopuk değil, birbirini tamamlayan halkalar hâlinde düşünüldüğünü gösterir.

Üst bölümde yer alan ay ve yıldızlar ise, bu anlatının yalnızca yeryüzüne ait olmadığını hatırlatır: İnsanlık tarihi, kozmik bir düzen içinde anlam kazanır. 'Şakku'l-Kamer' mucizesinin hakikatinde çizgi tarihsel, metafizik ve kozmik katmanları, iman etmeyi ve teslim olmayı aynı anda görünür kılar.