'Çizginin Boşluğu'ndan bakan kim

Sayın'ın 'Çizginin Boşluğu'nda cetvel ve çizgi iktidarın araçları olarak yeniden düşünülüyor, ama bu yoğun teorik ağ metni açmak yerine kapalı hâle getiriyor—karanlığı hafifletmek isteyen bir metin neden kendi karanlığını üretir?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, bir kitap incelemesi yaparak Sayın'ın kapitalizmde ölçü ve dilin iktidarını analiz ettiğini, ancak yerel olgulara yaklaşımda tarihsel bağlamdan kopukluğunu ve indirgemeci genellemeleri nedeniyle bu çabasının başarısız olduğunu ileri sürer. Estetik titizliğe rağmen metin, okuyucuyu aydınlatmak yerine tedirgin eden bir karanlıkta bırakmakla—gerçekten de okuyucu bu karanlığın açıklamalardan değil de yazarın kendi söylemleri tarafından üretildiğini düşünmeli mi?

Peki Çizginin Boşluğu neyi anlatır

Sayın'ın kendi ifadesiyle "olabilirdi – olmuştu – olmaktaydı" üçlemesi etrafında dönen metin, etimolojik kazılarla imago, cetvel, çizgi, ruler; kanon; termo(metre); record; gelen-ek; metre; tekhne, high-tech; jest; aletheia; mundus; writan; test; acucla; mappa; xenoz; perspektif; graph, algoritma; kriz; mechene; meshwork; plant,; kodex; program-lama; kın; pharmakon; kene; ritm; trans-port; hareke(t)... gibi birçok kavramın izini sürerek cetvel/çizgi metaforu üzerinden ölçülen ve hizaya getirilen bir hayatı anlatır. Bu hayat, kapitalizmin yönlendirdiği dijital bir darlık, kısırlaşma ve çıkışsızlık içinde yeniden yapılan-dırılmıştır.

Bu çerçevede özellikle "şibbolet" kavramı dikkat çekicidir. Eski Ahit'te bir ayrıştırma işareti olarak kullanılan bu kelime, Sayın'da dilin ve söyleyişin kimlik belirleyici, dışlayıcı gücüne işaret eder. Böylece çizgi, ölçü ve dil; iktidarın araçları olarak yeniden düşünülür.

Metin boyunca Sayın, Henri Michaux'dan Emily Dickinson'a, Borges'ten Oğuz Atay'a kadar geniş bir sanatçı ve yazar kadrosuna başvurur. Ancak bu yoğun referans ağı, çoğu zaman metni açmak yerine daha da kapalı hâle getirir.

Kitap, on iki bölümde, ağıda yaklaşan bir yakınma diliyle ilerler. Kurşunkalemden dijital veriye uzanan çizgi, yalnızca teknik bir dönüşümü değil, insanın dünyayla kurduğu ilişkinin de kırılmasını temsil eder. Aynı şekilde Fordist üretim örneğinde görüldüğü üzere, cetvel ve çizgi yalnızca ölçmez; aynı zamanda terbiye eder, hizaya getirir.İşte tam da bu yüzden bu metnin dili, giderek bir "kıyamet söylemi"ne yaklaşır. Sayın, yer yer şifacı figürlerle bu karanlığı hafifletmek isterse de genel atmosfer karabasanı andırır ve dolayısıyla kitabındaki her kavramsal yarıktan her imgesel boşluğundan bir karakancoloz bakar gibidir.Bu karanlık söylem, zaman zaman yerel olgulara yaklaşımda da sorunlu bir hâl alır. 6 Şubat depremine dair ifadelerde belgeye dayanmayan genellemeler yapılması, Halfeti ve Hasankeyf örneklerinde görülen saplantılı ton, metni eleştirel olmaktan çıkarıp indirgemeci bir çizgiye yaklaştırır;