Tanpınar'ın gördüğü Yahya Kemal'de görünen...

Zamanda mesafe almak diye bir olgu gerçekten var mıdır bilmiyorum ama çokça yeniliğin hızı geçmişi tazelemek ve onu anlamaktan geçer. Geçmiş denilen bir yığın yumaklanmış şey yaşamanın küçük kıvılcımları sayesinde parlayıverir. Vaktiyle bir kenara itip uyumasını istediğimiz şeyler gözlerini ovuşturarak yanımıza gelir. O an elimizi onun omzuna koyup sonsuzca konuşmak isteriz. Hayalimizin yontup yan yana dizdiği heykeller hiçbir müzede yoktur. O şekiller bazen evimizin bir köşesinde bazen şehrimizin tenha bir sokağında fakat asıl muhayyilemizin sınırsız sahilinde dizilirler. Talihin bozduğu, bozarken kurduğu fakat mutlak yeteneğiyle hep ayakta tuttuğu şair ve yazarlar vardır. Talih adeta yazıda tutunsun diye Ahmet Hamdi Tanpınar'ı en tutkulu olduğu yerinden, şiirden vurmuş fakat nesrin gökyüzünde her faniye nasip olmayan kandiller asmıştır. Öyleyse biz nice zaman onların duyup düşünüşleri üzerinden yeni yeni heykeller yontmanın bahtına ereriz.

İlkin radyo sonra da televizyon bir devlet ve rejim mevzii olmuştur bizde. Hakikatli sanatçıların orada kalan izleri bu yüzden ya hiç yoktur ya da yetersizdir. Öngörülü bir radyo yöneticisi çıkıp Tanpınar'ı konusu fark etmez haftada bir gün konuştursaydı şu an elimizdeki hazineyi neyle ölçebilirdik İşte böylesi cevher kırıntısı bir nadir kayıt var ve Beş Şehir yazarı Yahya Kemal hakkında konuşuyor. Tıpkı hayatı gibi müziği de çoktan uçup gitmiş berrak ve tok Türkçe, bu kısa kayıtta tekniğin onca zayıflığına rağmen kendisini gösteriyor. Bu kayıtta beni cezbeden Hamdi beyin, Yahya Kemal'in bir rubaisine verdiği önem ve onu çarpıcı bir zeka hamlesiyle yorumlama kabiliyeti oldu.

'Kültürü ferdi bir macera gibi yaşamak' arzusunu dillendiriyor konuşmada Tanpınar. Yahya Kemal'i tanımlayan vasfın bu olduğunu vurguluyor. 19. Yy boyunca zirveye oturan ve türlü mühendislik hesaplarıyla, ideolojilerin ve rejimlerin teknesinde insanı sersemleten görüşlere tamamen zıttır böylesi düşünmek. Çünkü hayat olmayan ve kavramlar kadar şablonların gelgitinde örselenen kültür, sonunda yıpranıp ölecektir. 'Hayatımızda kalıntı halinde gördüğümüz bir yığın şey onunla yenileşti ve değer kazandı' cümlesi de kuruluyor aynı konuşmada. Kalıntı, bir şeyden geri kalan ve çokça da kıymeti olmayan şey demektir ve gerçekten bu toplum kalıntı olmak ve kalıntı sayılmak halini çokça yaşamıştır. Yahya Kemal eğer Paris'e gitmeseydi büyük ihtimalle bu kalıntının parçası olacak Tanpınar'ın önü de açılmayacaktı. Halkalanma sadece kaderin değil kültürün de maharetidir. İlgisiz sanılan nice adım sonunda aynı toprakta buluşur.

İlginç olan taraflardan biri de Tanpınar'ın konuşmanın odağına Yahya Kemal'in bir rubaisini koymasıdır. Onca şöhretli şiir veya yazı değil de neden rubai Kendiliğinden vuku bulan bu seçim isabetlidir ve Yahya Kemal ne bir kasideye ne bir gazele ne de başka bir nazım şekline benzer. O birden dudaktan dökülüveren müdanasız bir rubai dörtlüğü halinde kendi anasır-ı erbaasını icra eder. Kültür ve hayat adına ne kadar isim, mekan, ölçü, ses varsa geri çekilir. Rintlik insanın bütün hallerini kuşatır. Topraktan nemini yayarak genişleten su gözeleri misali serinliğini getirir. Tek tutunacak dal hayaldir. Zaten Tanpınar da ' muhayyilemi âdeta zaptetti' diyor söz konusu rubai için.