Yazar, Türkiye'de kitap yayıncılığının temel sorununun ekonomik değil kültürel derinlik olduğunu savunur. İthal edilen çeviriler ve ticari logik, toplumun özgün entelektüel ihtiyacını karşılamadığı için kitap satışlarının artması bile kültür ortamındaki bozulmayı iyileştiremez. Peki satış rakamlarıyla kültürel etki arasındaki bu çelişki, yayıncılığın var oluş nedeninin sorgulanmasını gerekli kılar mı?
Dünyada alım- satım egemenliği kurulalı beri her yönden bir vesileyle o ses yükseliyor. Müşteriler nerede Nereye gitti bu alıcılar İhtiyaç sahipleri hangi deliğe saklandı Gelsinler, görsünler, bu malları, bu ürünleri, bu fırsatları kaçırmasınlar. Onların diline oturan söyleme itibar edecek olsanız, sorgusuz sualsiz, ince eleyip sık dokumadan, üçü beşi hesap etmeden, gerekli gereksizi düşünmeden hemen öne çıkmak, kutsal bir nimete dokunur, cennet meyvesine kavuşur, ebedi mutluluğa kavuşur gibi davranmak ve onlara büyük fedakarlıklarından ötürü minnet duymak gerekir. Alım- satım egemenliğinin öylesine akla hayale sığmaz yöntemleri, dil dökmeleri, ihtiyaç yaratma hileleri vardır ki bir süre sonra kendinizde eksiklik hissetmeye, sağa sola kıvranmaya başlarsınız. İşte o an bir tık uzağınızdadır mucizevi kurtuluşunuz. Yeter ki kredi kartınız müsait olsun.
Alım- satım hegomonyası nicedir kültürü de istila ettiği için kafalar daha da karışmış işler daha da sarpa sarmış gözüküyor. İnsan için her daim bir üçüncü yol sayılan kültürel dinamikler daha bir çembere alınıyor. Söz gelimi müşteri ile okur bir sayılıyor, her ikisi de edilgen bir alana sıkıştırılıyor. Mesele daha bir genişlik kazansın, düşünce alanı genişlesin diye dünyadan bazı örneklere bakmak daha doğru sonuçlara çıkabiliyor. Yılda yaklaşık seksen milyonun üstünde kitabın basıldığı İspanya'da satışlar yüz ağartıcı durumda değilmiş. Yüzde elliye yakın oranı hiç satılmıyormuş bu kitapların. Yüz adet bile satılmıyormuş binlerce yeni kitaptan. Çarpıcı olduğu kadar düşündürücü bir tablo. Kimileri haber üzerinden yorumlara girişti. Türkiye dahil olmak üzere dünyadaki basılı kitap yayıncılığının geleceğine dair öngörülerde bulundu. Gidenler bilirler, İspanya yayıncılığı Avrupadakilere tam benzemez. Sadece ülkenin kendi içine dair bir veri değildir eldeki. İspanyolca yazılıp konuşulan geniş bir âleme dair göstergedir. Madrid, Barcelona, Sevilla ve diğer şehirlerdeki kitapçılar göz doldururlar. İspanya'da yayıncılık halâ İspanyolca'nın ve İspanyol ruhunun vizyonu olarak yaşatılır. Kapak tasarımından kağıda, renk seçiminden boyuta, baskı adetinden dağıtıma kadar oldukça zengin saçaklanmalar içerir yayıncılık. Hâl böyle olduğu için de eldeki sonucu sadece bir satış meselesi diye yorumlamak eksik olur. Okuru ayakta tutmak ekonomiyle değil İspanyol varlığının hedefleriyle ilişkilendirmek gerekir. Alım- satım egemenliği her şeyi ışıtıp aydınlatamaz burada. Orada yayıncılık içeriden dışarıya doğrudur.
Pek ya bizde Alım- satım döngüsü neyi karşılamaktadır Türkiye'de kitap yayıncılığının en büyük handikapı 'ithalcilik karakteri'dir. Kağıt başta olmak üzere, işçilik dışındaki hemen bütün kalemler ithal edilmektedir bir kitabın basılabilmesi için. Eğer telif değil çeviri ise bastığınız kitap bir de onun için döviz ödemeniz gerekir. Çocuk, bilim, felsefe, edebiyat, sanat, kişisel gelişim, tarih, fantastik türlerde her yıl binlerce kitap satın alıyor ülkemiz yayıncıları doğrudan veya telif ajansları vasıtasıyla. Hatta bazı yazarlar ve kitaplar için açık artırmaya gidiyorlar. Türkiye nüfusunun hacmi ve dinamikleri hesapta tutulduğunda telif ve çeviri oranlarının dengesizliği ortadadır. Normal olan ülkenin kendi iç üretim/ yaratımını nitelikli olarak artırmasıdır. Nitelik de bir başına oluşmaz. Toplumsal, ekonomik ve kültürel bileşenlerin birbirini desteklemesi gerekir. Ayrıca hatırdan uzak tutulmaması gereken başka bir nokta da dışarıdan getirilen kitapların büyük oranda konu, biçim, tür olarak birbirine benzemesidir. Benzerlikler içeriye katkı sağlamadığı gibi buranın moral dengesini de bozar. Fakat alım- satım egemenliği oluşa değil satışa ayarlıdır. Kültür bir mesele değildir. Olsa bile dar alana sıkışmıştır.

18