Nisan kapısı...

Her ayın bir kapısı var aslında. Bir giriş bir de çıkışta. Girişten adım atmamak mümkün olmadığı gibi çıkıştan da geri dönüşü yok bu kapıların. Her ay, her yıl, durmaksızın açılıp kapanırlar. Daha doğrusu hiç kapanmazlar. Biter bitmez başka bir ayın kapısına açılırlar. Dileyen kendisine göre bir renk verebilir hatta bir ses yükleyebilir. Şubat'ın kapısı mesela bana her zaman normalden biraz daha dar, uzun, buz kırığı renginde, artık hayatımızdan çekilmiş eski telgraf direklerinin biteviye sıralanışına benzer. Yılın bu kısa süren ayı için neden böylesi bir yakıştırma yapar zihnim bilinmez. Belki çocukluktan, belki kışın son ve keskin kılıçlarını çekip karda buzda dışarı çıkmasındandır. İşte Nisan'ın kapısı da bir yüz aydınlığı halinde nazik bir gülümsemeyle beliriverir. Onun gelişini özlerim. Çağrışımlarına hazır olurum.

Daha birkaç gün önce, tam Nisan'ın kapısı açılıverip de onun eşiğinde kendimi buluvermişken artık havanın erken ağardığını fark ettim mesela. Bu bir sevinç taşıdı içime. Ağartı kelimesi geçti zihnimden. Uzun uzun onun hakkında düşündüm. Ak, ağ, ağmak, ağarmak, ağartı ardı ardına zihnime üşüştü.

Akmanın, ağarmanın, ağartının, ağartılmanın, ağartmanın, ağarıkın halleri arasında gidip geldim. Öyle ya dedim, Nisan ile birlikte vakit dedikleri varlığın ilkin yüzü ağarır. Sabah uyanır uyanmaz buz gibi suyu yüzüne çarpar vakit. Şunca geçen kışın, koyu, isli, ağır perdesi geri çekilir. Bulutun hakkı toprağa aşk olup düşer. Bedende bir arınma, ruhta bir sabah kuşu olma neşvesi belirir. Bu erken atan günün haberiyle ileri atılır deniz, kendi çarşafına uzanır. Nisan ile beraber gelen yağışın yüz güldürmesi de bundan olmalı. Eskiler işi hayal gücüyle ilerletmişler. Nisan'da denize inen yağmur damlasının balığın karnında inciye döndüğüne inanmışlar. Haksız da sayılmazlar vakitteki berraklık eteklene eteklene sanki her varlığa, her yere, her hale inci ışıltısıyla sirayet eder. Kişi, Nisan kapısından adım atma şansına erişmişse felek zarını onun kısmeti için atacaktır.

Dün bir şair dostumla konuşuyorduk. O da Nisan'a duyduğu tutkudan dem vurduktan sonra Çorak Ülke şairinin 'zalim' nitelemesini hatırlattı. Ben de ona unutma dedim bizde sevgilinin hallerinden bir haldir zalimlik. Yeter ki ebedi olmasın. Hepi topu bir ay sürecek bir zulümden kim şikayet edebilir ki kavuşmanın huzurunda Üstelik bu zulüm bin bir çiçek, bin bir taze hava, toprakta uyanış, havada pır pır ederek atan kalp hissi, zamanın nar ağacına tünemiş bir lokma serçe misali sekmesi iken. Bir şairimiz de doğrudan onun ismini anmasa da, sanki sadece onu imlercesine 'kötüler baharda kusur arar' dememiş miydi Yeter ki Nisan gelsin, ömrümüz çok, nice nice nisan görsün, biz onun önüne körpe çimenler gibi serilmeye hazırız. Üstümüze, canımıza basabilir. Eteğini, ayağını, elini alnını bize dokundurup geçebilir. Şifa öylesine bir inanç değeri kazanmış olmalı ki onda, inen yağmur hürmet görmüş, işlemeli nisan taslarıyla yolcuya misafire su değil şifa niyetine ikram edilmiş. Kimya bilgisi elbette değerlidir ama işin içine şiir girmedikçe kimyagerlik sadece bir laboratuvar mesleği olarak kalır, değil mi

Nisan kapısı denizde başka, kırda ayrı, uzun menzilde benzersiz, dağ başında zarfa torbaya sığmaz olur da asıl gözlerde gösterir varlığının ışıltısını. Birbirini sevenler yılda en az bir kere etraf çiçeklerle bezeliyken bakmalılar karşılıklı gözlerine. Kiminin sol kaşında altın vuruşlu bir ışık kiminin gamzesinde sökülmesi zor bir ok mutlaka görülür görülmesine de insana fanilik içindeki yaşama tesellisi asıl bu zamanda gelir. Eğer bahar varsa ebedilik sürüyor, baharın güneş saldığı sabahta ruhu kararmışın, haksızın, gerçek zalimin, kalbi çöküğün süresi dolmuştur demektir. Nisan kapısını sadece meteorolojinin, coğrafya bilgisinin, ekim dikim işlerinin hasılı gelip geçip de sararıp solacak olanın terazisinde tartmaya niyetlenenler için daha içten daha duyulur söylemenin yeridir; Nisan kapısı mutlak ölüm yücelticilerine değil saf ve alçak gönüllü hayat tutkunlarına yakışır. İnsan nisan kapısından geçtikçe arınır, geleceğin tülünü incelikli nakışlarla işler.