Humeyni, Kuran için savaşı, bireyleri öldürmeyi emreden çağlar sonrasının yeni halifesi olarak saygı, sevgi kazanıyor; dünya Müslümanlarının tek önderi olduğunu gösteriyordu. Salman Rüşdi'nin "İslamın düşmanı" olduğunu belirterek onun görüldüğü yerde öldürülmesini, öldüremeyen kişilerin en azından onu ihbar etmesini buyuruyordu: "Tüm dünyanın gayretli Müslümanlarının İslam peygamberi ve Kuran aleyhine kitap düzenleyip yayımlayan, 'Şeytan Ayetleri' kitabının yazarı ve kitabın muhtevasından bilgisi olan yayıncılar derhal idam edilmelidir. Gayretli Müslümanlardan, onları her nerede bulurlarsa hemen idam etmelerini istiyorum. Ta ki başkaları Müslümanların mukaddeslerine hakaret etmeye cesaret etmesinler ve her kim bu yolda ölürse inşallah şehittir."
Salman Rüşdi'nin öldürülmesi istenirken Türkiye'ye yönelik, Humeyni hattında örgütleri genişletecek istekler de dile getiriliyordu. Sekiz yıl önce Fatih Camisi'nde mevlit sonundaki dua sırasında Atatürk'ün adı geçince "Yuh! Lanet olsun" diye bağırılmıştı. Şimdi de Fatih Camisi'nde namaz sonrasında bir grup genç topluca haykırıyordu: "Humeyni'nin emri yerine getirilecek! Salman Rüşdi'ye ölüm!" Namazdan çıkanlara dağıtılan "İslami kıyam" başlıklı bildiride birbiri ardına sloganlar dizilmişti: "Yolumuz İslam şehitlerinin yolu! Yolumuz İmam Hüseyin'in, Ebu Hanife'lerin, Şeyh Sait'lerin yoludur. Şeytan Ayetleri kitabının yazar ve yayıncıları hakkında verilen ölüm fermanını bütün gücümüzle destekliyoruz."
Ölüm fetvasının etkisi genişliyordu. 5 Mart 1989'da İstanbul Üniversitesi önünde bir grup öğrenci polis tarafından kuşatılmıştı. Polislerin hemen yanında duran kalabalık ellerinde taşlar ve sopalarla "Allah! Allah!" diye bağırarak öğrencilere saldırdı. Maraş'ta imam Vakkas Vakkasoğlu "türban" konusuna değinirken "Asıl yasak gereken, açık saçık gazetelerdir" diyerek basını hedef gösterdi.
MUAMMER AKSOY, TURAN DURSUN, UĞUR MUMCUİstanbul İran Başkonsolosu Mir Cafer Zaferanci ölüm fetvasını elçilik önündeki panoya astırdı. Bir devletin başka devlette yazılı öldürme emrini elçilik önüne asması ilkti. Bu aykırı tutum, Turgut Özal yönetiminin duyarsızlığına bağlanıyordu. İran elçisinin eylemini sessizce karşılamayan iki kişi vardı: Turan Dursun, savcılığa dilekçeyle başvurarak bir öldürme emrinin elçilik önüne asılmasının suç olduğunu bildirdi. Türk Hukuk Kurumu Başkanı Prof. Dr. Muammer Aksoy da bu davranışın yol açacağı olumsuzluğu gördü:
İran konsolosluğunun yaptığı en azından başka memleketlerin hukukuna, kanunlarına ve kamuoyuna saygısızlıktır. Takibata geçilmesi gerekir. Konsolos dokunulmazlığına güveniyorsa o zaman da "istenmeyen adam" ilan edilip ülkeden gitmesi sağlanmalıdır.
Uğur Mumcu da ölüm fetvasına değinirken "şeytan ayetleri" konusunun Watt'ın Türkçeye çevrilip İlahiyat Fakültesi'nce yayımlanan kitabında bulunduğunu yazarak tepkilerin yersizliğini vurguladı. Bu arada "Salman Rüşdi" adı hedef gösterilenlere yakıştırıldı, "Türkiye'nin Salman Rüşdisi" denerek insanlara kıyıldı. Dünyada ilk öldürülenler, fetvanın İstanbul'da elçilik önüne asılmasına karşı çıkarak savcılığa suç duyuranlardı.
TEVHİD VE AMELİYATILARI İRAN'DA EĞİTİMDETevhid kurucularından H. Selçuk Şanlı, Adil Aydın'ı Ferhan Özmen'le tanıştırmıştı. İran Kültür Evi'ne de gidip gelen Adil Aydın, 1985'te askerlikten döndüğünde dişçilik laboratuvarlarında çalışmaya başlamıştı. Daha önce derslerine, toplantılarına katıldığı Bekir İnan'a yine gidiyor, onunla baş başa görüşüyordu. İran Kültür Evi'ne de gidip geliyordu. Ferhan Özmen de 1986 sonuna doğru askerden dönmüş, Ulus semtinde Konya Sokak'taki elektronik dükkânında çalışmaya başlamıştı. Adil Aydın ona da uğruyordu. Ferhan Özmen 1987'de Hakkı Selçuk Şanlı ile İran'a gitmiş, eğitimden sonra dönmüştü. Adil Aydın'a "güvenilir" arkadaşlar aradığını söyledi.
Ferhan Özmen, o sıralarda Abdülgani Bedevi'yi ensesinden vurarak öldürmüştü. Evine gelen Adil Aydın ve Murat Nazlı'ya inkılap için silahlı cihattan söz ediyor, Türkiye'deki gelişmeleri anlatıyor, Uğur Mumcu, Oktay Ekşi, Emin ölaşan gibi "İslam düşmanı" yazarların cezalandırılacağını söylüyordu.
Türkiye'yi yönetenler, Humeyni'nin Türkiye'de örgütlenerek cinayetler işlettiğini görmezden gelmiş ve böylece örgütleri dolaylı olarak yüreklendirmişlerdi. Kudüs Kuvvetleri örgütleri de elverişli ortamda tabancalıbombalı saldırılarını, suikastlarını rahatça sürdürüyorlardı.
Diplomat Abdülgani Bedevi'yi ensesinden vurarak öldüren Ferhan Özmen, yine bir Suudi büyükelçiliği görevlisini izliyordu. Abdurrahman Şiravi, ankaya Sedat Simavi Sokak'taki Basın Sitesi'nde oturuyordu. Bu site, ankaya merkeze 100 metre uzaklıktaki Anayasa Mahkemesi'nin tam karşısındaki sokağın girişinden 40 adım ötedeydi. Anayasa Mahkemesi binası Cumhurbaşkanlığı köşküne 100 metre, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'na 50 metre uzaklıktadır. Sokaktaki sitenin hemen karşısında BM Mülteciler Birimi vardı. Suudi diplomat Abdurrahman Şiravi, her sabah sitedeki parktan otomobiliyle sokağa çıkıyor, 150 metre soldaki elçilik kültür ataşeliğine gidiyor, otomobilini kaldırım kenarına park ediyordu.
Ferhan Özmen, 15 Ekim 1989 gecesi, girişinde güvenlik denetimi bulunmayan aralıklı apartmanlardan oluşan Basın Sitesi'ne geldi. Mercedes otomobili her zamanki yerinde buldu, çevreyi son bir kez denetleyerek aracın altına uzandı. Eğitimlerde öğrendiği yöntemleri bir dakikada uyguladı, ateşleme düzeneğine akım verecek devreye yerleştirdiği mandalın öteki ağzına misinayla bağlı bomba paketini ileri doğru çekerek misinayı gerdirdi. Paketteki güçlü hoparlör mıknatısı şoför mahallinin altındaki şaseye yapışıp kaldı. Ferhan Özmen, Abdülgani Bedevi'yi öldürdüğü andaki gibi soğukkanlıydı, telaşsızca siteden çıkıp gitti.

15