Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini "insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet" olarak tanımlamıştır.

İşte hukuk devleti, bugün bütün dünyada tam da böyle bir devlet olarak ifade edilmekte ve vücut bulmaktadır. Günümüzde bazı devletlerde en büyük adaletsizlik ise hukuku çiğneyerek yargı eliyle yapılan adaletsizlik olarak görülmektedir. ünkü adaletsizlik algısı yaygınlaştıkça hukuk devletinin taşları yerinden oynamaktadır.

HÜKÜMET TASARRUFU

Yargı yerlerinin bazı konuları, herhangi bir yasal sınırlama olmaksızın kendiliklerinden yargısal denetim dışında tutmaları yargı kısıntısı olarak nitelendirilir. Hem Cumhuriyet öncesi dönemde Şûrayı Devlet, hem de 1924 Anayasası ve 669 sayılı kanunun yürürlükte olduğu dönemde Danıştay, yürütme organının idare olarak değil, hükümet olarak ve devletin yüksek menfaatlerini korumak amacıyla yaptığı işlemleri "hükümet tasarrufu" olarak nitelendirip, yargı kısıntısı uygulayarak, kendi kendini sınırlandırmış ise de, 1961 Anayasası döneminden sonra hükümet tasarrufları Türk pozitif hukukundan kalkmış bulunmaktadır.

1961 Anayasası ve 1982 Anayasası ise idarenin her türlü eylem ve işlemini yargı denetimi kapsamına alarak hükümet tasarrufu kavramını hukuk dışına atmıştır. Gerçek bir hukuk devletinde her tasarrufun bir yargısal denetim yeri ve yolu vardır ve bu denetim her türlü siyası düşünceden arınmış olan tarafsız ve bağımsız mahkemelerce yapılır.

MECLİS KARARI

Anayasaya uygunluk denetimi 1961 Anayasası'nda ilk kez, kurulacak özel bir konuma sahip bir yüksek mahkeme tarafından bu görevin yerine getirilmesi fikri benimsenerek Anayasa'da yer almış ve 22.4.1962 tarihli 44 sayılı kanunla Anayasa Mahkemesi'nin kuruluşu ve yargılama usulleri düzenlenmiştir.

Anayasa Mahkemesi, 44 sayılı kanunda açıkça yer almamış olmasına karşın, 21.10 1993 tarihinden itibaren "yürürlüğü durdurma" kararı vermektedir. İçtihat yoluyla kabul edilmiş olan bu karar, bir kanunun ya da denetime tabi bir hususun, bir normun henüz iptal kararı verilmeden önce anayasaya aykırılık yönünde güçlü belirtilerin olması ve uygulanması durumunda ileride giderilmesi güç ya da imkânsız zarar veya durumlara sebep olacağı hallerde verilen bir karardır ve mahkeme kanunda açık bir hüküm olmamasına karşın, anayasada engelleyen bir hükmün de bulunmadığını görerek kendi içtihadıyla bu yolu açmıştır. Konunun esasını çözmeye yetkili olması noktasından hareket etmiş ve yürürlüğün durdurulmasını yargılama yetkisinin doğal sonucu olarak kabul etmiştir. Kaldı ki şimdi 1982 Anayasası'nın 149. maddesi, yüksek mahkemenin çalışma esaslarını, kendi yapacağı içtüzükle düzenleyeceğini hükme bağlamakta olup, yetkisini çok daha net bir biçimde ortaya koymuştur.

Yüksek mahkemenin yargılama yetkisi ile ilgili gelişmeler böyle sürerken, 10.11 2025 tarihli Resmi Gazete'de bir kararı yayımlanmış ve "Meclis kararı" (TBMM kararı veya Parlamento kararı) kavramı ile birlikte mahkemenin yargılama yetkisinin sınırları bizzat yüksek mahkeme tarafından daraltılmıştır. Hem de ilk derece mahkemelerinin hiçbir şekilde yetkilerinde olmamasına karşın Anayasa Mahkemesi kararlarına uymadıkları bir dönemde...