Yanlış eksen Ortadoğu - Nejat Eslen

"Ne zaman savaşacağını, ne zaman savaşmayacağını bilen kazanacaktır."

Sun Tzu

Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasından bu yana Ortadoğu kaos içindedir. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra etnik farklılıkları, mezhep ve aşiret yapılarını dikkate almadan çizilen yapay sınırlar, yapay devletler, otoriter rejimler, zengin enerji ve su kaynaklarını, deniz ticaret yolu üzerindeki kritik darboğazları kontrol etmek için yapılan müdahaleler, bölge içi rekabetler, kullanılan vekil güçler, İsrail'in teolejik temelli yayılmacı girişimleri Ortadoğu'daki kaosun nedenlerini oluşturmaktadır.

İRAN SAVAŞI VE KAOS

İran savaşının Ortadoğu tarihinde farklı ve önemli bir yeri olacaktır. ünkü bu savaş, ABD'nin askeri gücündeki tahditleri açığa çıkarmış; onun, yalnızca bölgesel değil, aynı zamanda küresel askeri etkinliğinin ve oyun kurma yeteneğinin sorgulanmasına neden olan sonuçlar doğurmuş ve Ortadoğu'daki kaosa yeni bir karakter kazandırmıştır.

ABD'nin İran ile ilgili stratejisinin nihai amacı; rejim değişikliğini gerçekleştirerek ve kendine yakın bir yönetimi iş başına getirerek bu ülke ile ilgili çıkarlarını gerçekleştirmek ve İsrail'in güvenliğin pekiştirmekti. Ancak ABD, yalnızca havadan yapılan darbelere dayandırdığı hatalı stratejisi ile bu amaçları sağlayamazdı ve sağlayamadı. İran savaşında ABD'nin konvansiyonel askeri güç yetenekleri, İran'ın asimetrik önlemleri karşısında başarılı olamadı. Bu savaş, asimetrik yeteneklerin konvansiyonel güce üstünlük sağladığı savaş olarak da tarihteki yerini alacaktır.

Bu savaş ile ABD yalnızca prestij kaybetmedi. Bu savaşta, üslerinin İran'ın karşı darbelerinin hedefi olması ile bölgedeki ABD askeri varlığının hem hassas durumda olduğu ve hem de Körfez ülkelerinin güvenliğinin garantisi olamadığı anlaşıldı. Bu durum, bölgede güvenlik boşluğu oluştururken dengeleri de değiştirdi. Bu nedenle de ABD, özellikle bölgesel ittifakları teşvik ederek Ortadoğu'daki güç boşluğunu doldurmayı tercih edebilecektir.

İran savaşı, Ortadoğu'da ABD gücünün sınırlarını ve hassasiyetlerini ortaya çıkararak, bölgedeki stratejik dengeleri değiştirerek, güç boşluğu oluşturarak, istikrarsızlığı daha geniş alana yayarak ve Hürmüz Boğazı gibi enerji akışının kritik bölgesini çatışma alanı yaparak kaosa farklı bir karakter kazandırmıştır. Artık belirsizliklerle ve risklerle dolu, daha farklı, kaotik bir Ortadoğu var ve bu kaos uzun yıllar sürecektir. Daha da önemlisi, bu kaosun içinde Türkiye de bulunmaktadır. Ve bu durum, Türkiye ile İsrail'i Suriye'de, Doğu Akdeniz'de giderek gerginleşen bir rekabet ortamına itmektedir.

BİTMEYEN 'YAPICI KAOS'

Aslında 21.yüzyılın başlarından itibaren ve ABD'nin tek kutuplu düzenin tek küresel gücü olduğu süreçte Ortadoğu'da kaos yeni bir boyuta dönüştürülmüştü. Bu süreçte, ABD ve İsrail'in çıkarları için bölgeyi yeniden şekillendirmek amacı ile "Genişletilmiş Ortadoğu" projesi başlatıldı. Bu dönemde ABD'de, kaosu yöneterek politik amaçları gerçekleştirmeyi amaçlayan strateji teorileri geliştirildi; Ortadoğu'nun bütününü transformasyondan geçirmeyi amaçlayan stratejik planlar yapıldı. "Yapıcı (yaratıcı) kaos" kavramı bu projenin altyapısını oluşturdu.

Bu projeye göre Ortadoğu'daki mevcut düzen ABD'nin ve İsrail'in çıkarlarına uygun değildi; bölgenin kaosa sokulması, mevcut düzenin çökertilmesi, mevcut sınırların kaldırılması ve kontrolü kolay küçük devletler üreterek ve yeni sınırlar çizerek bölgenin yeniden şekillendirilmesi gerekiyordu. Hedef ülkelerin parçalanarak etkisiz hale getirilmesi, bu amaçla işgallerin ve rejim değişikliklerinin araç olarak kullanılması, bölgenin enerji kaynaklarının kontrolünün sağlanması "Yapıcı kaos" kapsamında planlanmıştı.