Üretim-bölüşüm paradoksu - Sıtkı Ergüney

İktisat öğretisinin, kapitalist sistem ve serbest piyasa ekonomisi bağlamında "makro" ve "mikro" ekonomi başlıkları altında yapılan iki tanımlaması vardır.

Makro iktisat; toplumda sonsuz sayıdaki gereksinimlerin, sınırlı sayıdaki kaynakların "belirlenmiş öncelikler" doğrultusunda optimum kullanılmasıyla karşılanmasını öngörür. Bu tanımlamadaki "öncelikler" -doğal olarak- ekonomiyi yöneten siyasi kadrolarca belirlenerek tercih edilen, çoğu kez çoğunluğun çıkarları ile örtüşmeyen önceliklerdir.

Farklı politik görüşlerin benzer -ulusal ve uluslar arası- ekonomik konularda farklı tercih ve uygulamalara neden olması; ekonominin politikadan bağımsız ol(a)mayacağını, bu nedenle de ekonomik kararların "ekonomi-politik" sentezde değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Adam Smith bu çelişkiyi "Milletlerin Refahı" (Wealth of Nations) adlı kitabında uluslararası (sömürgecilik) boyutu ile ortaya koymuştur.

Mikro iktisat; firma bazında üretilen mal ve hizmetlerin, minimum maliyet-maksimum kârlılık esasına göre yapılmasını öngörür. Ekonometrik ölçümler de çoğu zaman maksimum kârlılık ilkesi ile uyumlu olarak fayda-maliyet değil, maliyet-kârlılık odaklı yapılır.

SERBEST PİYASA EKONOMİSİ

Her iki tanımın da ortak bileşenleri; üretim (arz) tüketim (talep) ve üretimde yaratılan değerin bölüşümüdür. Üretim, dört üretim faktörünün (emek/ücret, sermaye/faiz, toprak/ rant, girişim/kâr) toplam maliyetinden oluşur. Serbest piyasa ekonomisi modelinin uygulandığı ekonomilerde üretimde yaratılan değerin üretim faktörleri arasında bölüşümü piyasada oluşan arz-talep büyüklükleri sonucu çıkan denge fiyatlarına göre gerçekleşir.

Serbest piyasa ekonomisinde, mal ve hizmet araçlarının mülkiyeti ağırlıklı olarak özel sektördedir. Girişimciler, yatırım ve üretim için gerekli emek, dış finansman, toprak gereksinimlerini piyasada oluşan denge fiyatlarını ödeyerek (ücret, faiz, rant) kâr sağlarlar. Bu gerçek, K. Marx'ın üretim araçlarının mülkiyeti ve emek-sömürü (artık değer/surplus value) teorisinin esası olmuş, çözüm olarak üretim araçlarını mülkiyetinin kamuda olmasını savunmuştur.

Türkiye gibi emeğin örgütsüz, arzının talebin üzerinde olduğu aşırı nüfuslu, gelir dağılımının dengesiz, toplam/marjinal tasarruf eğiliminin düşük olduğu, toprakların rant amaçlı yatırımlar için kullanıldığı ekonomilerde ücretler düşük, faizler ve toprak maliyetleri yüksektir. Bu nedenlerle girişimcilerin pazarlık gücünün yüksek olduğu üretim faktörü emektir.