Türkiye'nin sorunları 'tek adam'dan büyüktür! - Kaan Eroğuz

eyrek yüzyıla yaklaşan AKP iktidarının, toplumsal muhalefete dönük yıllara yayılan baskıları Türkiye'de siyasal rejimin niteliğine ilişkin tartışmaları sürekli güncel tutmaktadır. Özellikle, olağanüstü hal şartlarında gerçekleşen şaibeli 2017 referandumu sonrası uygulanmaya başlanan başkanlık sistemi, Türkiye'nin siyasal rejimini tanımlarken R. Tayyip Erdoğan'ın şahsi yönetimi üzerinden gerçekleşen tanımlamalara daha çok rağbet edilmesine yol açmıştır. Karşılaştırmalı siyaset bilimi literatüründe aktör merkezli değerlendirmeler içerisinde yer alan ve dünyanın diğer ülkelerindeki sağ popülist liderlerin yönetimlerini analiz ederken de kullanılan "rekabetçi otoriter rejim", "hegemonik otoriter rejim", "patrimonyal sultanizm" gibi kavramlar akademik literatürde en sık başvurulan kavramlar arasında yer almaktadır.

Akademik yazında pek kullanılmamakla beraber, aktör merkezli bu Weberyen kullanımların siyasal alandaki söylemine denk düşen "tek adam rejimi" de kimi muhalif çevrelerin Türkiye'deki siyasal rejimi tanımlarken başvurdukları temel kullanım haline gelmiştir. Bahsedildiği üzere, özellikle 2017 yılında gerçekleşen referandum ile yürütme gücünün yasama ve yargı karşısında cumhurbaşkanı tekelinde toplanması ve aradan geçen yaklaşık on yıldaki uygulamalarda da görüldüğü üzere, bu yetkilendirmenin Erdoğan'ın şahsında mutlak bir iktidara dönüşmesi, "tek adam rejiminin" Türkiye'deki yönetim yapısını açıklarken kullanışlı olduğunu düşündürebilmektedir.

NEOLİBERALİZMİN GETİRDİĞİ YAPILANMA

Ancak ülkelerin siyasal rejimlerini belirleyen kriter, yönetimde bulunan aktörlerin kişisel iktidar hırsları veya güçleri değil; sınıf mücadelesinin somut tarihsel koşullarda aldığı haldir. Her ülkenin siyasal rejimi, sınıflararası güç dengesini yansıtır. Devlet aygıtının örgütlenme biçimi ve sınıf egemenliğinin somutlaşması, siyasal rejime rengini veren temel eksendir. Nitekim, Türkiye'de özellikle 2013 sonrası konuşulmaya başlanan "tek adam rejimi uygulamaları", yalnızca Türkiye'de değil, dünyanın merkez liberal-kapitalist ülkeleri başta olmak üzere birçok coğrafyasında yükselen bir "trend" olarak karşımıza çıkmaktadır. Neoliberalizmin 2008 yılında içine girdiği kriz, kapitalist sistemi önemli ve halen içinden geçtiğimiz bir dönüşüme soktuğu gibi siyasal alanı da bu dönüşüme uygun olarak yeniden yapılandırmaktadır. Küresel kapitalist sisteme bağımlı bir ülke olarak Türkiye dünyadan yalıtık değildir ve tüm bu dönüşümden etkilenmektedir.