Türk-ABD ilişkilerinde politik altyapı oluşturmak ve kamuoyu desteği sağlamak amacıyla siyasi çevrelerce sıklıkla "stratejik ortak" tanımı kullanılmaktadır. Halbuki bu tanım yalnızca ulusal çıkarları örtüşen ülkeler arasında kullanılabilir. Bilgi noksanlığı ya da özel bir gayretle bağlamından koparılan bu tanımla; iki ülke arasında olmayan yanıltıcı bir ilişki resmi çizilmektedir.
TARİHSEL SÜREBir ülkenin bir diğer ülke ile "stratejik ortak" olabilmesi için; ulusal çıkarlarda bir beraberlik olması ya da en azından bu çıkarlarda belirgin aykırılıkların bulunmaması gerekir. Türk-ABD ilişkilerinde böyle bir yapı yoktur. ABD; "Milli Mücadele" ve "Kurtuluş Savaşı"ndan bu yana Türkiye'ye karşı olumsuz bir tavır içinde olmuştur. "İkinci Paylaşım Savaşı"(1939-1945) sonrasında oluşturduğu yeni dünya düzeninde Türkiye'ye karşı sergilediği yaklaşımda;
- Sömürü pazarı oluşumunu engelleyen Atatürk'ün "karma ekonomik model"i yerine; soygun düzenine altyapı sağlayan vahşi kapitalizmin ülkede egemen kılınması,
- Cumhuriyetin koruyucusu Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sağ ideoloji ile etki altına alınarak ABD çıkarlarına uygun bir anlayışla şekillendirilmesi,
- Türk insanının zihninde "komünizm korkusu" yaratılarak ülkede sağ siyasal yapının yerleştirilmesi,
- Sol düşüncenin karşısına "din" çıkarılarak Türk-İslam sentezinin oluşturulması ve kökleştirilmesi,
- 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 gibi darbe ve muhtıralara destek vererek Türkiye'de sosyalist (toplumcu/kamucu) ideolojik zeminin çökertilmesi,
- Türkiye'nin Sovyetler Birliği'ni güneyden kuşatan "İslami yeşil kuşak" içine dahil edilmesi,
Ve nihayet "Büyük Ortadoğu Projesi"nde Türkiye'nin görevlendirilerek kullanılması, ön plana çıkmıştır.
GELİNEN NOKTAABD bugün; Kıbrıs davasında Türkiye'nin karşısındadır. Yunanistan'ın Ege'de ve Doğu Akdeniz'de uluslararası anlaşmalara aykırı girişimlerine destek olmaktadır. Türkiye'nin silahlanma taleplerini karşılıksız bırakmakta; bu konuda düşman ülkelere yaptığı uygulamaları gündemde tutmaktadır. Karadeniz'de "Montrö Sözleşmesi"ni etkisiz kılmak için her fırsatta hamle yapmaktadır. Bölücü/ayrılıkçı harekete destek vererek Ortadoğu'da "Kürdistan"ın kurulmasına önayak olmaktadır.
Özetle, ABD, başta ulus devlet yapısı olmak üzere; temeli Lozan Antlaşması ile atılan Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm değer ve kazanımlarına karşı çıkmaktadır. Bütün bunlara karşın ABD'nin hâlâ "stratejik ortak" olarak tanımlanması ve bu konuda bir "toplumsal algı" oluşturulması büyük bir yanlıştır. Hedefi Ortadoğu'da "ulusal egemenlik" yerine "kişisel egemenlik" yönetiminde "ırk ve din" temeline dayanan yeni rejimler oluşturmak olan ABD'nin Türkiye ile "stratejik ortak" olması ya da iki ülke arasında politik/askeri ilişkilerin bu terimle adlandırılması bir çelişkidir.
Kuşku yok ki ittifak içindeki devletlerin birbirleriyle örtüşen çıkarları kadar örtüşmeyen çıkarları da olabilir. Ama her ittifak "stratejik ortaklık" olarak adlandırılamaz. Türkiye'nin ulusal birlik ve bütünlüğünü hedef alan ve bunu ısrarla sürdüren ABD'nin stratejik ortağı ABD emperyalizminin Ortadoğu'daki temsilcisi "İsrail"dir.
GÖRÜNEN RESİMSiyasal iktidarın ABD ile sürdürdüğü politik/askeri ilişkiler bugün tümüyle kurumsallıktan kişiselliğe indirgenmiştir. "Stratejik ortak" betimlemesi, bu ilişkilerin sürdürülmesinde manivela olarak kullanılmaktadır. ABD; Türk siyasal yöneticilerinin davranış eğilimlerini dikkate alarak iç politikada onlara alan açma karşılığında Türkiye'nin ulusal hak ve çıkarlarına aykırı isteklerde bulunabilmektedir. "Stratejik ortaklık" iki ülkenin "güvenlik" ve "gönenç" kapsamda örtüşen hedeflere ulaşmak için birbirlerine sağladıkları askeri, politik, ekonomik ve diğer tür desteğin adıdır. Resme bu açıdan bakıldığında Türkiye ile ABD'nin ulusal çıkarlarında birlik ve beraberliği gösteren bir öğe yoktur.

13