Geçtiğimiz haftalarda, "yan bakma" gerekçesiyle, 15 yaşındaki bir çocuk tarafından öldürülen 17 yaşındaki Atlas ağlayan, Türkiye'de çocuklar arasında suç ve şiddetin ulaştığı ürkütücü eşiği gösteren çarpıcı bir örnek olarak kayda geçti.
15 yaşındaki başka bir çocuk tarafından uğradığı bıçaklı saldırı sonucu yaşamını yitiren 17 yaşındaki Atlas ağlayan.
Şiddetsizliği, bireysel bir erdemden çok, toplumsal bir sorumluluk olarak ele alan Gandhi, "kalıcı barış"ın, çocuklar ve gençler üzerinden inşa edileceğini söyler. Bugün çocukların öldürdüğü ya da öldürüldüğü vakalar, bireysel sapma değil; güvencesizliğin ve anomik çöküşün normalleştiği bir toplumun ürünüdür. Bu vakalar, çocukluk ve ergenliğin hangi toplumsal koşullarda şekillendiğini, sosyalizasyon süreçlerinin nerelerde kırıldığını ve koruyucu kurumsal mekanizmaların nasıl işlevsizleştiğini görünür kılmaktadır.
Ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin derinleştiği, aile, eğitim ve sosyal destek sistemlerinin zayıfladığı, şiddetin gündelik yaşamda normalleştiği toplumlarda çocuklar hem şiddetin taşıyıcısı, hem de en kırılgan hedefi haline gelmektedir.
Soruna kuşkusuz, bütüncül pencereden bakmak zorundayız. Ülkemiz, sosyal bütünleşmenin zayıfladığı, insanları bir arada tutan değerlerin aşındığı ve toplumsal mesafenin giderek arttığı zorlu bir dönemeçten geçmektedir. Saldırganlık, zorbalık ve empati yoksunluğunun farklı alanlarda görünür hale gelmesi, bireysel patolojilerden çok, şiddetin normalleştiği kültürel ve yapısal bir dönüşüme işaret etmektedir.
Karl Mannheim'ın işaret ettiği gibi şiddet, "çoğu zaman bireysel bir tercih değil, toplumsal yapının anlam üretme ve gerilimleri soğurma kapasitesini yitirdiği anlarda ortaya çıkan bir patlamadır". Öfke dili ve zorbalık pratikleri, ortak yaşam normlarını ve karşılıklı güven zeminini aşındırmaktadır. Bu yapısal çözülme, artık yalnızca yüz yüze toplumsal ilişkilerde değil; özellikle denetim ve rehberlikten yoksun dijital alanlarda da kendini yeniden üretmekte ve çocuklar ile gençler için türlü risk alanları yaratmaktadır.
DİJİTAL GETTOLARDA BÜYÜYEN TEHLİKEDijital gettoların kontrolsüz doğası, gençlerin toplumsal normlardan yalıtılmış, yankı odalarına (echo chambers) sıkışmış ve denetimden azade bir "habitus" içerisinde sosyalleşmesine neden olan yapısal bir tehdit unsuru taşımaktadır. Okulun eğitici ve koruyucu işlevinin zayıfladığı, ailenin ekonomik ve sosyal baskılar altında çözülmeye zorlandığı, göç ve çarpık kentleşme nedeniyle geleneksel aidiyet bağlarının dağıldığı bir toplumda, dijital mecralar bu kurumsal boşluğu doldurmaktadır.
Sosyal medya, çevrimiçi oyunlar ve kapalı mesajlaşma grupları, yalnızca iletişim alanları değil; şiddetin, zorbalığın ve suç kültürünün yeniden üretildiği çekici mekânlar haline gelmektedir. "Güç ve para" vaadi etrafında dolaşıma sokulan içerikler, özellikle dışlanmış ve güvencesiz gençler için suçu cazip ve sıradan bir seçenek gibi sunmaktadır.

13