Yaklaşık 50 yıldır siyasetin içinde, farklı dönemlerde demokratik kitle örgütlerinde ve siyasi partilerde görev aldım. Darbeleri, yasakları, parti kapatmalarını, ayrılıkları ve yeniden kuruluşları yaşadık. Umudun da umutsuzluğun da içinden geçtik. Bütün bu deneyimler şunu öğretti: Siyaset, kişilerden çok daha büyük; partilerden de daha uzun ömürlü bir toplumsal mücadeledir.
Bu nedenle bugün CHP üzerine yürütülen tartışmalara yalnızca bir partinin iç meselesi olarak bakmak mümkün değil. ünkü mesele yalnızca isimler, makamlar ya da genel başkanlık yarışı değildir. Mesele, bu ülkenin demokrasi mücadelesinin birikimi ve halkın siyasal belleğidir.
Marksist literatür bize öğretir ki siyasal partiler yalnızca üyelerinin toplamından ibaret değildir. Partiler, belirli sınıfsal ilişkilerin, tarihsel koşulların ve toplumsal mücadelelerin ürünüdür. Bu nedenle bir partiyi değerlendirirken yalnızca bugünkü yöneticilerine ya da güncel tartışmalara değil, temsil ettiği tarihsel misyona da bakmak gerekir.
Dünya siyasal tarihi bunun sayısız örneğiyle doludur. Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD), iki dünya savaşı, yasaklar ve bölünmeler yaşadı. İngiliz İşçi Partisi onlarca kez iç çatışmalardan geçti. Güney Afrika'da Apartheid rejimine karşı mücadele eden ANC'nin içinde sert ayrılıklar ve büyük tartışmalar yaşandı. Latin Amerika'da halkçı ve sosyal demokrat hareketler defalarca bölündü, yeniden birleşti ve yeniden şekillendi.
Tam da bu noktada siyasetin en zor sorularından biri karşımıza çıkar: Gitmek mi zor, kalmak mı
Bu sorunun herkes için geçerli tek bir yanıtı yoktur. Kimi zaman ayrılmak tarihsel bir sorumluluktur; kimi zaman ise bütün eksikliklere rağmen kalıp mücadeleyi sürdürmek daha büyük bir sorumluluk hâline gelir. Ancak hangi tercih yapılırsa yapılsın, asıl ölçü kişisel kırgınlıklar ya da hesaplar değil; o tercihin halka, demokrasiye ve toplumsal mücadeleye ne kazandırdığıdır.
TARİH NE GÖSTERİYORTarih bize gösteriyor ki önemli olan bölünmenin ne getirdiğidir. Emekçi sınıfların örgütleri parçalandığında bundan çoğu zaman en fazla sermaye düzeni yararlanır. ünkü sermaye örgütlüdür.
Devlet aygıtları örgütlüdür. Medyası örgütlüdür. Ekonomik güç merkezleri örgütlüdür. Sermaye sınıfı kendi çıkarlarını koruma konusunda son derece disiplinlidir. Parçalanan ise çoğu zaman halkın siyasal temsil gücü olur.
Bugün CHP üzerine konuşurken de meseleye bu tarihsel açıdan bakmak gerekir. CHP yalnızca bir seçim organizasyonu değildir. Cumhuriyetin kuruluş sürecinin siyasal taşıyıcısıdır. Türkiye'nin modernleşme tarihinin, çok partili yaşama geçişinin, sosyal demokrasi deneyiminin ve demokrasi mücadelesinin önemli bir parçasıdır.
CHP kutsal bir kurum değildir. Marksist düşünce hiçbir kurumu kutsamaz. Hiçbir örgütü eleştiriden muaf tutmaz. Ancak hiçbir tarihsel birikimi de yok saymaz. Nasıl ki Bolşevik Parti Rusya tarihinden, ANC Güney Afrika tarihinden, Hindistan Kongre Partisi Hindistan'ın bağımsızlık mücadelesinden ayrı düşünülemezse; CHP de Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ve dönüşüm tarihinden ayrı düşünülemez.
Bu nedenle bugün sorulması gereken soru şudur: Türkiye'nin demokratikleşme mücadelesi bu süreçten nasıl etkilenecek
Emekçilerin, gençlerin, kadınların, emeklilerin ve yoksulların umudu bundan nasıl etkilenecek
ünkü siyaset, kişisel kariyerlerin yarış alanına dönüştüğü anda toplumsal anlamını kaybetmeye başlar.

10