Anne babaların çocukları için "en iyi" okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık. Toplumsal, ekonomik, kültürel ve siyasi değişimler; her gün bir yenisi ile gündem olan regülasyonlar; çeşitlenen okul modelleri; sosyal medyanın algoritmalarla şekillendirdiği öneriler... Seçenekler arttıkça belirsizlik büyüdü. Üstelik ekonomik gerçeklik, hayallerle olanaklar arasına görünür bir sınır çizdi. Pek çok ebeveyn, istediği değil sürdürülebilir olan seçeneğe yönelmek zorunda kaldı.
Bir yandan da "değişim" eğitim dünyasının en popüler kavramı olmaya devam ediyor. Esneklik, dönüşüm, adaptasyon... Okullar sürekli yenileniyor, programlar güncelleniyor. Ancak yetişkinler için heyecan verici olan değişim, çocuk için her zaman gelişimsel olarak nötr değildir. ocuk öğrenebilmek için önce güvende hissetmek ister. Güven ise tutarlılıkla inşa edilir. Belki de konu en yeniyi bulmak değil, çocuğun gelişimini kesintiye uğratmayacak bir sürekliliği sağlayabilmektir.
KALİTELİ ERKEN OCUKLUK EĞİTİMİTürkiye'de eğitim alanında konuştuğumuz başlıklar da değişti. Bir dönem "okullaşma oranı" temel meseleydi; bugün ise daha çok "öğrenme kalitesi"ni tartışıyoruz. Uluslararası göstergeler de bunu zorunlu kılıyor.
PISA 2022 verilerine göre, Türkiye'de üst düzey matematik yeterliliğine sahip öğrenci oranı yüzde 5.4. Bu oran birçok Avrupa ülkesinde yüzde 10'un üzerinde. Yine okuma becerilerini ölçen PIRLS 2021 sonuçlarında Türkiye 496 puanla uluslararası ortalamanın altında konumlanıyor. Bu tablo bize şunu söylüyor: ocukları okula başlatmak yetmiyor; öğrenmenin niteliğini güçlendirmek gerekiyor.
Bu nedenle erken çocukluk dönemi kritik bir eşik. Araştırmalar, okul öncesi eğitimin akademik başarıyı, istihdamı ve yaşam kalitesini de etkilediğini gösteriyor. Nobel Ödüllü ekonomist James Heckman'ın ortaya koyduğu "Heckman Denklemi" bunu destekliyor: Eğitime yapılan yatırımın en yüksek geri dönüşü, en erken yaşlarda gerçekleşiyor. Kaliteli erken çocukluk eğitimi; daha güçlü bilişsel ve sosyal beceriler, daha yüksek eğitim tamamlama oranları, artan gelir düzeyi ve azalan sosyal maliyetler anlamına geliyor. Başka bir deyişle, erken dönemde atılan sağlam adımlar hem bireyin hem toplumun geleceğini belirliyor.
BELİRLEYİCİ DEĞİŞKEN 'SÜREKLİLİK'2024-2025 verilerine göre Türkiye'de özel okulların yüzde 49.46'sını oluşturan 7 bin 271 okul, okulöncesi eğitimi sunuyor. Ancak özel okulöncesi kurumların sayısı yüksekken özel ilkokul kademesinde aynı yoğunluğun görülmemesi dikkat çekiyor. Bu da okulöncesinde başlayan eğitim yolculuklarının önemli bir bölümünün ilkokulda farklı kurumlara taşındığını düşündürüyor. Yani sistem, başlangıçta güçlü ancak süreklilikte kırılgan. Oysa eğitimde asıl belirleyici değişkenlerden biri süreklilik.
ÖĞRENME KÜLTÜRÜErken çocukluk döneminde öğrenme yalnızca akademik hazırlık değil; düşünme alışkanlığı kazandırmaktır. Sorgulama, ifade etme, dinleme, işbirliği yapma ve sorun çözme gibi beceriler bu dönemde şekillenir. Ulusal ve uluslararası programları bütüncül biçimde uygulayan okullarda sorgulama, disiplinler arası bağlantı kurma, düşünmeyi görünür kılma ve öğrencinin özne olması merkezdedir.
Bu yaklaşımın gücü, tek bir kademede uygulanmasından değil; tutarlılıkla sürdürülmesinden geliyor. Anaokulunda kazanılan öğrenme dili ilkokulda değiştiğinde, çocuk yalnızca yeni bir müfredata değil, yeni bir zihinsel çerçeveye uyum sağlamak zorunda kalıyor.
Araştırmalar velilerin anaokulu tercihlerinde en çok güvenlik, öğretmen niteliği ve iletişime önem verdiğini gösteriyor. Bu aslında pedagojik olarak da anlamlı bir veri. ünkü güven duygusu, öğrenmenin ön koşulu. Aynı kurum içinde ilerleyen çocuk için ilkokul, tamamen yeni bir başlangıç değil; tanıdık bir sistemin devamı. Böyle bir durumda çocuğun aidiyet duygusu erken gelişir, ilkokula oryantasyon süreci kısalır. ocuk enerjisini uyuma değil öğrenmeye ayırır.

3