Susmayanlar İçin Bir Soru: Gerçekten Nedir Bu "İç Cephe" - Murat Emir

Türk siyasetinin diline pelesenk olan, her kriz anında can simidi gibi sarılınan sihirli bir kavram oldu "İç cephenin tahkimi." İktidar blokundan dalga dalga yayılan bu söylem, ilk bakışta kimsenin itiraz edemeyeceği, son derece ulvi bir çağrı gibi tınlıyor. Ama biraz durup düşününce soramadan edemiyorum: Gerçekten de nedir bu "iç cephe"

Eğer kastedilen; terörün bitmesi, toplumsal fay hatlarımızın onarılması, kardeşliğin güçlenmesi ve aramızdaki nifak tohumlarının sökülüp atılmasıysa... Eğer iç cepheyi tahkim etmek demek; içeride demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve adaleti tesis ederek, bu ülkeye nifak sokmak isteyenlerin heveslerini kursaklarında bırakmak demekse, buna kim, neden itiraz etsin Hakikaten, ne ala! Toplumsal barışın inşası için atılacak her samimi adımın, güçlendirilecek her "demokratik cephenin" şüphesiz ki yanındayız. Yanında olduğumuzu ve olacağımızı da komisyon tavrımız ile ele güne karşı açık biçimde ortaya koyduk ve koymaya da devam ederiz. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Ancak siyaset bilimi teorisi ve iktidar pratiği bize kavramların çoğu zaman sözlük anlamlarıyla değil, onlara yüklenen politik işlevlerle var olduğunu çok iyi öğretti. Bugün tanık olduğumuz pratik ile bize sunulan teori arasında devasa bir uçurum var.

Gelin acı soruyu soralım. Acaba "iç cephe" dediğiniz şey, yepyeni ve otoriter bir rejim inşa etmenin, bu rejimde de "şeytanı" değiştirip güncel siyasi rakipleri, özellikle de yükselişteki ana muhalefeti, o yeni şeytanlık makamına oturtmanın bir kılıfı mıdır

Eğer iç cephe; seçilmiş belediye başkanlarını tutuklatmak, bu kararları alan siyasi atanmışları ödüllendirmek, muhalif siyasetçilerin ailelerine kadar uzanan bir baskı aygıtı kurmak demekse, ortada bir tahkimat değil, bir yıkım vardır. Her aya, iddianame adıyla bir "iftiraname" sığdırarak muhalefetin toplumsal yükselişini durdurmaya çalışmak, siyasi kumpaslarla gelecek iktidarını dizayn etmek ve tüm bu sivil darbe pratiklerini hayata geçirirken içeriden yükselen itirazları "Susun, siz bu ülkenin iyiliğini istemiyor musunuz" diyerek bastırmak... Demokrasiye kurulan bu kumpasa karşı, halkı suni bir "korku iklimi" ile kendi arkasına dizmeye çalışmak, bir iç cephe inşası değil, düpedüz bir kuşatmadır.

İç cephe söyleminin zirve yaptığı 2024 sonu ve 2025 yılı boyunca yaşananlar, bu tahkimatın aslında bir siyasi tasfiye operasyonu olduğunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Ekim 2024'te Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer'in tutuklanmasıyla başlayan; ardından Mart 2025'te İBB Başkanımız Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere Beylikdüzü ve Şişli belediyelerine uzanan, yaz aylarında ise Adana, Antalya ve İstanbul'un diğer ilçelerindeki CHP'li seçilmişlerin hapse atılmasıyla devam eden silsile, sıradan bir adli işleyiş değil. Dahası, belgeleriyle ifşa ettiğimiz gibi ifadeye çağrılan kişilerin eşlerini veya çocuklarını gözaltına alarak "iftirayı at, tahliye ol" pazarlıkları yapmak, ana muhalefeti kriminalize etmek için sistematik "iftiranameler" kurgulamak, iç cepheyi sağlamlaştırmak değil; bizzat devlet aygıtının zor kullanma tekelini rakipleri yok etmek için seferber etmektir. Yeni rejimin hukuku, siyasi rehineler yaratma üzerine kurulmuştur.

Antonio Gramsci'nin o ünlü "rızanın yeniden üretilmesi" kavramını hatırlamak elzem. Hegemonya, sadece zor yani baskı aygıtlarıyla değil, aynı zamanda ikna ve rıza ile kurulur. İktidar blokları, yapısal krizler yaşadıklarında, yani bugün AKP'nin yaşadığı ekonomik çöküş, siyasi irtifa kaybı, toplumu bir arada tutmak için "dış mihraklar" veya "iç düşmanlar" yaratarak bir beka krizi icat ederler.

Maalesef iktidarın "İç cephe" söylemi, tam da Louis Althusser'in Devletin İdeolojik Aygıtları teorisinde bahsettiği gibi, kitlelerin yeni baskı rejimine kendi rızalarıyla boyun eğmelerini sağlamak için üretilmiş ideolojik bir aygıttan öteye gitmiyor. Sınıfsal çelişkilerin, yoksulluğun ve adaletsizliğin üstü, bu kalın "milli birlik" örtüsü ile örtülmek istenir.

İktidar blokunun her fırsatta "büyüyoruz" masalları anlattığı ve "iç cepheyi kavi tutma" çağrıları yaptığı 2025-2026 Türkiye'sinde; sadece 2026nın ilk aylarında icra dosyalarının milyonlarca artması, emeklinin ve asgari ücretlinin açlık sınırının fersah fersah altında yaşam savaşı vermesi de bir tesadüf değil, tercihin ve ehlileştirme çabasının sonucudur.