Sabah 6'da çıkıyorlar yola. Plazanın otoparkında, mesai başlayana kadar kestiriyorlar. Akşam mesai bitse de hemen çıkmıyorlar işten. Ellerinde telefon, gözleri harita uygulamalarında... Trafik kırmızıdan yeşile döndüğünde başlıyorlar yolculuğa. İstanbul'da çalışanlar trafik sorununa kendi yöntemleriyle çözüm bulmaya çalışıyor.
Fakat bunun ağır bir bedeli var. alışanın bir günü, bordrosunda yazan sekiz saatten çok daha fazla olsa da bu süre mesainin bir parçası olarak ücretlendirilmiyor; bordroda görünmediği için emeklilik hesabına yansımıyor. Yalnızca çalışanın yaşamından, sağlığından ve zamanından eksiliyor.
Bugün çalışan kesimin çalışma yaşamını yalnızca işyerinde geçirdiği saatlerle ölçmek, kent yaşamının gerçekliğini görmezden gelmektir. Sabah işe ulaşmak için harcanan iki saat, akşam eve dönmek için harcanan iki saat, çocuğu okuldan almak için yapılan planlama, sağlık randevusu için alınan izin, artan kira nedeniyle işyerine daha uzak bir eve taşınmak... Türkiye'de sayısı 32.4 milyonu bulan çalışan kesimin yalnızca emeği değil, zamanı da görünmez hale getiriliyor.
KAMUSAL HİZMETLERİN GİZLİ FATURASIEmeğiyle geçinen milyonlarca insan için ay sonunu getirmek artık yalnızca enflasyonla açıklanacak bir denklem değil. Ulaşım, barınma, sağlık, eğitim, çocuk bakımı ve beslenme gibi temel gereksinimleri karşılamak her geçen gün zorlaşıyor. Kamusal hizmetlerin yetersiz kaldığı ve geriye çekildiği her noktada çalışan ile geçim arasındaki fark biraz daha büyüyor.
Sağlık hizmetlerine erişim kısıtlı. Randevu için aylarca beklemek, işyerinden izin almak zorunda kalmak, muayene ve tetkik için özel sağlık kuruluşlarına yönelmek, ilaç ve tedavi farklarını ödemek... Bunların her biri çalışanın bütçesine eklenen gizli maliyetler olarak öne çıkıyor.
ocuk sahibi olanlar içinse tablo daha da vahim. ocuğunun nitelikli bir eğitim almasını isteyen aile; kurs, özel ders, servis, yemek ve bakım gibi çok sayıda giderle karşı karşıya kalıyor. Kreş ve bakım hizmetlerinin yokluğu ya da pahalılığı, özellikle kadınların çalışma kararlarını doğrudan etkiliyor. Buradaki mesele yalnızca bir ailenin daha fazla para harcaması değil; kamusal hizmetin karşılamadığı her gereksinimin çalışanın cebine doğrudan bir ceza olarak yansımasıdır.
VERGİ ADALETSİZLİĞİalışan kesimin sırtındaki bir diğer görünmez fatura ise adalet duygusunu kökünden sarsan vergi sistemidir. Türkiye'de ücretliler, henüz maaşları ellerine geçmeden kaynağında vergilendirilen en sadık mükelleflerdir. Ancak vergi dilimlerinin bilinçli bir biçimde enflasyonun ve ücret artışlarının altında tutulması, çalışanı yasal bir kıskaca alıyor.
Yılın ilk aylarında belirlenen net ücret, Mayıs-Haziran aylarında bir üst vergi dilimine girilmesiyle erimeye başlıyor. Gelirinden eksiksiz vergi kesilen bordrolu; gıdadan akaryakıta, iletişimden ulaşıma kadar her adımda ödediği yüksek KDV ve ÖTV ile çifte vergilendirmeye tabi tutuluyor. Vergi yükü, az kazanandan çok, çok kazanandansa az alan çürük bir çarka dönüşmüş haldedir.

11