Ülkemizde yerli ve yabancı firmalara verilen, -başta altın olmak üzere- maden arama ruhsatlarının sayısı giderek artmaktadır. oğunluğu yabancı ülkelerden olmak üzere yerli yandaş firmalara da maden arama ruhsatı verilmektedir.
Bu bağlamda 2024 yılında İliç'te yaşanan felaketten ders alınmadığı anlaşılmaktadır. Söz konusu olayda gerekli kontrol ve denetim yapılmadığı için, bilinçsizce depolanan, "liç" diye bilinen asit yüklü zemin göçmüş, dokuz yurttaşımız yaşamını yitirmiştir. Göçen liç yığını geniş bir alana yayılmış, Karasu Vadisi yönünde ilerlemiş ve yetkili kurumlar tarafından yapılan açıklamalarda, Keban Barajı ve çevresinde su kalitesine ilişkin izleme çalışmalarının başlatıldığı belirtilmiştir. Resmi verilerde, baraj suyunun doğrudan ve kesin biçimde kirlendiğine ilişkin net bir bulgu kamuoyuyla paylaşılmasa da çevresel etkiler ve olası riskler konusunda tartışmalar ve endişeler sürmektedir. Yaşanan kayma sonrası yürütülmesi gereken soruşturmalar hakkında tutarlı bir açıklama yapılmamıştır. İliç faciasının ağırlığını ortaya koyan bir de kitap yazılmıştır.
Tüm bunlara karşın, ülkemizin maden yataklarını içeren kataloglar hazırlanıyor ve resmen yabancılara sunuluyor; bunun nedenini anlamak ve kabul etmek olanaklı değil! Yaşanan onca felaketten sonra İliç altın madeninin tekrar açılmasının planlandığı bildiriliyor. Daha da ağırı, korunması gereken milli parkların bile gözden çıkarıldığı, satış hazırlıklarına başlandığı anlaşılmaktadır.
SÖMÜRGE MADENCİLİĞİRuhsat alan firmaların gerekli ayrıştırma işlemlerini yoğun asit kullanımıyla gerçekleştirdikleri bilinmektedir. Bunun için kurulan devasa asit havuzlarıyla doğanın dengesinin bozulduğu yadsınamaz bir gerçektir. Böylesi "vahşi" denebilecek uygulamalar "sömürge madenciliği" olarak nitelendirilmektedir. Yoğun asit kullanımıyla işlenen topraklar, bir tür "yitirilmiş ülke toprağı" olarak kaderine terk edilmektedir. Verilen izin belgesinde, arama çalışmaları sonrası arazinin özgün durumuna döndürülme şartı konuyorsa da, yapılan tahribatın telafisi olanaklı değildir.
Ruhsat için firmalardan çevresel etki değerlendirmesi (ED) raporu istenmektedir. Buna karşın çoğu firmanın "ED raporu gerekli değildir" şeklinde bir raporla işi çözdükleri bilinmektedir. Buna karşı yöresel dernekler ve çevre halkı tarafından kararın iptali için dava açılmakta ve "çevresel etkilerin telafisi güç veya imkânsız olabileceği" şeklinde, son derece tutarlı gerekçelerle durdurma kararı alınmaktadır. Bu bağlamda ED raporunu hazırlayanlar ve açılan davalara ret görüşü bildiren bilirkişilerin sorgulanması gerektiği düşünülmektedir. Şöyle ki hiç olmayacak yöreler için "ED raporuna gerek yoktur" şeklinde raporlara rastlanmaktadır.
TARIM ARAZİLERİ YOK EDİLİYORVerilen ruhsatlar kapsamında sık sık doğa katliamı örnekleri görülmektedir. Maden sahasını açmak için binlerce ağaç kesilmekte ya da verimli tarım arazileri yok edilmektedir. Dahası maden yöresindeki halkın yaşam tarzı da olumsuz etkilenmektedir. İliç örneğinde tarım ve hayvancılıkla geçinen yöre halkı, durumun ağırlığını bilmediği için, madende maaşlı çalışmanın çekiciliğine kapılarak atadan kalan yaşam düzenini değiştirmiştir.

6