Siyasetin sonunun geldiği iddiası, ilk duyduğunuzda kulağa gerçeklikle açıkça çelişen bir iddia olarak gelebilir. ünkü siyaset, hepimizin tanık olduğu gibi gündelik yaşamın çok büyük bir kesitinde yer bulmakta, seçimler önemsenmekte, siyasi kimlikler güçlü görünmekte, siyasi tartışmalar hemen her ortamda karşımıza çıkmakta ve iktidar ile muhalefet arasında görünürde yüksek bir kutuplaşma düzeyi dikkat çekmektedir.
Carl Boggs'un "The End of Politics" adlı çalışmasındaki tartışmadan yola çıkarak sorulabilecek şu basit soru bu noktada ufuk açıcı olabilir: "Siyaset hakkında çok konuşmak, gerçekten siyaset yapmak anlamına gelir mi"
İnsanların siyaset hakkında konuşmaları ve siyasetin görünürlüğü, yurttaşların otomatik olarak ortak kamusal karar alma süreçlerinin siyasal özneleri olabildikleri anlamına gelmemektedir. İnsanlar siyasal tartışma hatta kutuplaşma içinde olabilirler ama mahallelerini ilgilendiren kararları bile etkileyemiyorlarsa, bağımsız örgütlenme kanalları daralıyorsa, sendikalar ve meslek örgütleri etkisizleşiyorsa, medyanın önemli kısmı halihazırda siyasilerce inşa edilmiş tartışmaların ancak uzantısı oluyorsa toplum çok siyasallaşmış görünürken siyasal özneleşme gerileyebilir. Bu demek oluyor ki siyaseti tanımlarken dikkate alınması gereken esas kıstas siyasetin görünürlüğü değil yurttaşların siyasal örgütlenmeler içindeki kolektif karar verme kapasitesi olmalıdır.
SİYASET SEYİRLİK MİNeoliberal ekonomik düzen, toplumsal düzeyde artan bireyselleşme eğilimi ve ilkesizlikler, siyasal hareketler arasındaki farklılıkları bulanıklaştırmakta, eşzamanlı olarak da yurttaşı etkin bir siyasal özneden pasif bir izleyiciye dönüştürmektedir. Dolayısıyla sıradan yurttaş gittikçe dışarıdan izlediği siyaseti, "Hükümet bana ne verecek, belediye bana ne sağlayacak" şeklinde bireyselci ve araçsalcı bir mantıkla okumaya yönlendirilmekte, bu süreç de doğal olarak yurttaşların kolektif yön ve karar verme arayışını daha da aşındırmakta; parti geçişlerini meşrulaştırmakta ve siyasal farklılıkları daha da belirsizleştirmektedir. Siyaset, yurttaşın yalnızca seçimlerde hatırlanmasıyla, yurttaşın yalnızca bir kimliğin taşıyıcısı olarak görülmesiyle daralır.
Siyaset, yurttaşın ancak liderlerin/partilerin kararlarını sorgusuz onaylayan seçmen olarak parti yönetimlerince değer görmesiyle daralır. Siyasetin daralması son tahlilde herkese zarar verir, çünkü düşünceyi kapı dışarı eder. Seçenekler ise farklı düşüncelerden doğar. Genel olarak ifade etmek gerekirse sorun, siyasetin yokluğu değildir. Sorun, siyasetin yurttaşın kolektif düşünme, yön ve karar verme gücünden koparak giderek bir seyir ve onaylama faaliyetine dönüşmesidir. Oysa siyaset, yurttaş için seyirlik bir tiyatro gösterisi değil, etkileşimli bir oyun olmalıdır.

18