Sınavdan sınava - Duran Güldemir

"Önceki yıllarda çocuğumuz üniversiteyi kazanacak mı kazanamayacak mı" diye günlerce endişe içinde beklerken, şimdi "Eyvah, çocuğum üniversiteyi kazandı, onu nasıl okutacağız" diye kara kara düşünüyoruz.

Bu sözler çocuğu bir üniversiteyi kazanmış anne ve babalardan sıkça duyduğumuz bir yakınma ne yazık ki.

Gündemin çok yoğun olduğu şu günlerde konuşulacak o kadar çok sorun var ki hepsi de toplumsal yaşantımızı doğrudan etkiliyor. Bunların içinde bir de ailelerin günlük yaşantısını doğrudan etkileyen bu ve benzeri sorunlar var ki endişe içinde kıvranıp duruyor o anne ve babalar. Onlara hak vermemek elde değil. Okul masrafını, yiyeceğini, kitabını, defterini bırakın, yol parası bile sorun oluyor...

Binlerce mezun arasında kaçı kendi alanında çalışma fırsatı buluyor acaba Gittiğiniz kafelerde, marketlerde, alışveriş merkezlerinde çalışan gençlere bir dokunduğunuzda bin ah işitiyorsunuz çünkü. Bunlar yaşanan sorunların sonuçlarından yalnızca birkaçı.

İşte 2026 Yükseköğretim Kurumu Sınavı (YKS) sonuçları... Bu sonuçlar bize her şeyi açık açık anlatıyor aslında. YKS sonuçlarına göre bu yıl sıfır puan alanların sayısı geçen yıla göre yüzde 64 arttı. Bunun tek sorumlusu o çocuklar mı Elbette hayır.

Yıllardır "eğitimde fırsat eşitliği"nden söz ediyoruz ancak o fırsat eşitliğini bir türlü gerçekleştiremiyoruz. Okulları "nitelikli", "niteliksiz" diye ayırıp, bu öğrencileri birkaç saatlik bir test sınavıyla yarıştırıp onlardan başarı bekliyoruz. Bütün bunlar işte bu olumsuzlukların sonucu değil mi

Uygulanan bu eğitim anlayışına göre öğrencinin başarının tek ölçüsü var: O da girdiği sınavlarda aldığı puan. O öğrencinin kişiliği, onun yetenekleri görmezden geliniyor. Oysa eğitim bilimlerinin temel felsefesi şu değil midir: "Her insan özeldir, her insan başarılıdır."

Uzun yıllar süren öğretmenlik yaşamımda karşılaştığım şu gerçeği dile getirmekte fayda var. Mezun ettiğimiz öğrencilerle yıllar sonra karşılaştığımda bir bölümünün hedefleri doğrultusunda bir meslek edindiğini ancak önemli bir bölümünün çok farklı alanlarda iş yaşamına atıldığını gördüm. Bu durum o çocukları yeteri kadar tanıyamamış olmaktan kaynaklanan bir değerlendirme sonucu ortaya çıkan bir gerçeği anlatıyor bize; yıllarca uygulanan eğitim sisteminin zorlamasını... Onları aynı kalıbın içine hapsederek, hepsinin fizikten, kimyadan, matematikten çok iyi notlar almasını bekledik. Her birinin farklı kişiliği olduğunu bildiğimiz halde onlardan aynı başarıyı bekledik durduk. Kitaplarında okuduğu bir yazarın yaşamıyla ilgili test sorusuna vereceği yanıtı yeterli bulduk. Ne yazarını tanıtabildik ne de okuduğu kitabı sevdirebildik.