Yazar, 23 Nisan kutlamalarında çocuklara sahne verilmesinin görünüşte demokratik olsa da aslında bir disiplin mekanizması olduğunu savunuyor. Çocuğun kendi sesine sahip olmadığını, önceden belirlenmiş bir dilin içinden konuşturulduğunu ve böylece itiraz edilemez bir tahakkümün işlediğini iddia ediyor. Ancak bu metin çocukların coğrafik ve sosyoekonomik farkları göz ardı etmekte, tüm çocukların aynı deneyimi yaşadığını varsaymakta değil midir?
Ulusal egemenlik tam bu noktada kırılıyor: 23 Nisan'da makam koltuklarının çocuklara devredilmesi sırasında. 23 Nisan'da çocukların sesi yükseliyor denir. Oysa duyduğumuz, şeffaflaşan baskının sesi.
ocuk sahneye çıkıyor. Koltuğa oturuyor. Mikrofonu tutuyor ve söz alıyor. Ama o söz, ona ait değil. Önceden kurulmuş bir sesin içinden geçerek yeniden kuruluyor. ocuğun söylediği kelimeler, onun deneyimine değmeden akıyor: İrade, kudret, sorumluluk, gelecek. Baskı burada şeffaflaşıyor.
Baskı, yerini temsile bırakıyor. Zorlama, görünmez oluyor.
ocuk, kendisine ait olduğu varsayılan bir sesle konuşuyor. Bu yüzden itiraz olanaklı olmuyor. ünkü bu ses, baştan kurulmuş bir sesin üzerine binen bir tekrar.
Metnin dili bunu açığa çıkarıyor. Uzun, katmanlı, nefes değil disiplin isteyen cümleler... ocuğun dünyasında karşılığı olmayan soyut ifadeler...
"Bize sunulan her imkân bir sorumluluktur" gibi cümlelerle, çocuk, henüz yaşamadığı bir yaşamın borçlusu haline getiriliyor. Sanki yaşam verilmiş bir kredi; çocuk da onu geri ödemekle yükümlü.
Bu dil, çocuğun üzerine kapanıyor. Oyun yok. Rastlantı yok. Yanlış yapma hakkı yok. Her şey yerli yerinde.
Her şey olması gerektiği gibi. ocuğun görevi bu düzeni sürdürmek.
Özgürlük bir vaat değil burada, bir yönlendirme tekniği.
"Hayal kur" deniyor ama hayalin sınırları çizilmiş. "Üret" deniyor, ama neyin üretileceğini sermaye söylemiş. "Geleceği kur" deniyor ama geleceğin çerçevesi çoktan belirlenmiş.
ocuk bu çerçevenin içinde hareket ediyor. Dışına çıkmadan. ıkamayarak.
OCUĞUN SESİNDEN İKTİDARIN SÖZÜKonuşma metninin en açık kırılma anı ise acının geçtiği yerde. Okullarda yaşanan şiddet birkaç cümleyle anılıyor. Dil hemen yumuşatıyor şiddeti, belirsizleştiriyor. Ardından hızla toparlanıyor: güçlüyüz, birlikteyiz, daha da kararlıyız.

3