Savaş ve Türkiye'nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Bugün dünyanın gündemi İran–İsrail– ABD üçgeninde kilitlenmiş durumda. İran, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki gerilim, nükleer başlıklar ve balistik füzeler üzerinden okunuyor. Peki gerçekten mesele yalnızca İran'ın nükleer programı mı

Hayır.

Nükleer dosya, görünen yüz. Asıl mesele güç dengesi, tarihsel bellek ve bölgesel egemenlik mücadelesi. İran–İsrail hattındaki gerilim son kırk yılın değil; yüzyıllara yayılan bir zihinsel arka planın ürünü. Diplomasi masasında teknik detaylar konuşulsa da stratejik zihinler tarih üzerinden çalışır.

ABD–İran savaşında İran'ın boğazı kapaması küresel enerji piyasalarında deprem etkisi yaratıyor. Böyle bir durumda beklenen ve gerçekleşen yükselen enerji fiyatları, artan sigorta maliyetleri ve pahalanan deniz ticaretidir.

GÖZDEN KAAN YAŞAMSAL KONU

Türkiye gibi net enerji ithalatçısı bir ülkenin bu dalgadan etkilenmemesi mümkün değildir. Fakat bu jeopolitik tartışmalar yapılırken gözden kaçan daha sessiz bir başlık var: Su.

Türkiye, Fırat Nehri ve Dicle Nehri'nin yukarı havza, yani kaynak ülkesidir. Bu durum Türkiye'ye stratejik avantaj sağlar. Ama aynı zamanda onu potansiyel baskıların merkezine de yerleştirir. Tarih bize şunu gösterdi: Stratejik kaynağa sahip olmak yalnızca güç değil, aynı zamanda risk üretir.

Bugün su, petrol kadar stratejiktir. Hatta bazı coğrafyalarda daha da değerlidir. İklim değişikliği akış rejimlerini bozuyor, kuraklık artıyor, tarımsal talep büyüyor. Aşağı havza ülkelerinde su kıtlığı ekonomik ve siyasal istikrarsızlık yaratıyor.

İşte tam bu noktada, Güneydoğu Anadolu Projesi'nin ve onun kalbi olan Atatürk Barajı'nın anlamı daha iyi kavranmalı.

Atatürk Barajı yalnızca bir hidroelektrik santralı değildir. O, geleceğin su jeopolitiğini bugünden görebilen bir devlet aklının eseridir. O dönemde bu projeye inanmak kolay değildi. Uluslararası finans çevrelerinin mesafeli durduğu, hatta açık ya da örtülü biçimde karşı çıktığı bir süreç yaşandı. Buna rağmen bu proje yaşama geçti.

Bu proje, masa başında kurgulayan mühendis aklı; sahada gecesini gündüzüne katarak inşa eden teknik kadrolar ve kısa vadeli siyasi maliyetleri göze alarak uzun vadeli bir vizyonu savunan devlet adamları sayesinde mümkün oldu. O büyük mühendislik kadrosunun bazı temsilcilerini yakından tanıma şansına erişmiş biri olarak biliyorum ki bu baraj hesap tablolarında değil, bir gelecek tasavvurunda doğdu.

Bu barajın planlama aşamalarını bilenler, o günlerde çizilen haritaların ve yapılan hesapların sıradan olmadığını da bilir.

Bu iş, yalnızca teknik bir proje değil; bir gelecek tasarımıydı. Onu tasarlayan ve inşa eden ekipten bazıları bugün aramızda değil. Bazıları ise geride bıraktıkları yapı ile hâlâ yaşıyor.