Politikada dengeyi kurmak - Cengiz Kuday

Türkiye siyaseti uzun yıllardır sertti. Ancak son dönemde artık yalnızca sert değil; giderek daha ağır, daha kırıcı ve toplumsal fay hatlarını derinleştiren bir dile teslim olmuş durumda. Özellikle CHP'deki "mutlak butlan" tartışmalarının hemen öncesinde yapılan açıklamalar ve kullanılan ifadeler, bunun en çarpıcı örneklerinden biri oldu.

Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik yapılan "Quisling" benzetmesi de bu tartışmaların en dikkat çekici başlıklarından biri haline geldi.

Siyasi tarih bilen herkes bilir: Vidkun Quisling, II. Dünya Savaşı sırasında Nazi işgali altındaki Norveç'te Almanlarla işbirliği yapan ve tarihe tartışmalı bir figür olarak geçen bir siyasetçidir. Öyle ki bugün dünya siyaset literatüründe "Quisling" kelimesi çoğu zaman "ihanet", "işbirlikçilik" ya da kendi siyasi hareketine zarar veren aktörler için kullanılan son derece ağır bir tanımlama olarak kabul edilir.

Dolayısıyla bir siyasetçiyi "Quisling" benzetmesiyle anmak, sıradan bir siyasi eleştirinin çok ötesine geçer. Bu tür ifadeler yalnızca siyasi tercihleri değil, kişinin siyasi sadakatini, tarihsel pozisyonunu ve niyetini de sorgulayan bir anlam taşır.

MUTLAK BUTLAN ETKİSİ

Bununla birlikte, bu sert benzetmenin ortaya çıkmasına neden olan siyasi atmosferi de görmezden gelmek olanaklı değildir.

CHP'deki hukuki ve siyasi kriz tartışmaları sürerken Kemal Kılıçdaroğlu'nun yaptığı bazı açıklamalar, parti tabanında ve kamuoyunda ciddi tartışma yarattı. Özellikle mutlak butlan kararına günler kala kullandığı dil ve verdiği mesajlar, olası bir yargı kararına hazırlıklı olduğu yönünde yorumlandı. Durumun parti içindeki güvensizlik ortamını daha da derinleştirdiği açıktır.

Elbette bir siyasi lider eleştirilebilir, yanlış strateji izlediği söylenebilir, defalarca seçim kaybettiği ifade edilebilir, parti yönetiminde hatalar yaptığı düşünülebilir, kritik süreçlerde kişisel hırslarla hareket ettiği, parti içi krizleri yönetemediği savunulabilir. Hatta partisinin siyasal gücüne zarar verdiği ileri sürülebilir.

Bütün bunlar demokratik siyasetin doğal parçalarıdır.

Nitekim Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığı döneminde yaşanan seçim yenilgileri, aday belirleme süreçleri ve sonrasında CHP içinde ortaya çıkan kırılmalar nedeniyle eleştirilmesi son derece meşrudur. Siyasette uzun yıllar liderlik yapmış bir ismin, geçmiş performansının sorgulanmasından da daha doğal bir durum olamaz.