Osmanlı Millet Sistemi: İmtiyaz ve Ayrışma - Abdullah Kehale

Osmanlı İmparatorluğu'nda millet sistemi, tebaanın (halkın) etnik veya ulusal kökenlerine göre değil, din ve mezhep esaslarına göre teşkilatlandırıldığı idari ve hukuki bir sistemdir. Bu yapı, imparatorluk içerisindeki farklı dini toplulukların kendi iç işlerini, özellikle de din, eğitim, aile ve miras hukuku gibi alanları kendi inanç esasları ve gelenekleri doğrultusunda yönetmelerine olanak tanımıştır.

Osmanlı millet sisteminde bireyler hukuki ve siyasi haklarını "eşit yurttaş" olarak değil, ait oldukları dini cemaatlerin statüsü çerçevesinde (Müslüman veya zimmi olarak) alırlardı. Bu durum, yasalar önünde tam bir eşitliği değil, gruplara göre değişen imtiyaz veya kısıtlamaları barındırırdı.

Modern demokratik devletler, kökeni, dini, mezhebi ne olursa olsun tüm bireylerin kanun önünde tamamen eşit olduğu "vatandaşlık" bağı üzerine kuruludur. Millet sistemi, bireyi değil cemaati/grup kimliğini esas aldığı için bugünkü evrensel hukuk normlarıyla uyuşmaz.

Millet sisteminde her dini grup kendi hukuki alanına (aile hukuku, miras vb.) büyük ölçüde sahip idi ve kendi dini kurallarına göre yargılanırdı.

ULUS DEVLET KARŞITLIĞI

Modern Türkiye Cumhuriyeti, laik hukuk sistemi ve medeni kanun birliği üzerine inşa edilmiştir. Toplumsal düzenin tek bir merkezi hukuk sistemiyle yürütülmesi esas alınır. Millet sistemine dönüş veya benzeri bir model, hukuki birliği parçalayarak farklı inanç gruplarının kendi içlerinde farklı hukuk kuralları uygulamasına kapı aralayabilir, ki bu da hukuk devletini zedeler.

İmparatorluk döneminde farklı unsurları bir arada tutmak için işlevsel olan bu ayrımcı idare, 19. yüzyılda milliyetçiliğin yükselmesiyle birlikte imparatorluğun dağılmasındaki en büyük kırılma hatlarından biri olmuştur.

Günümüzdeki küresel ve bölgesel riskler göz önüne alındığında, toplumu dini veya etnik cemaatlere göre kategorize eden bir sistemin uygulanması; ulusal bütünlüğü zayıflatabilir, kimlik siyasetini aşırı derecede tırmandırabilir ve toplumsal kutuplaşmayı derinleştirme riski taşır.

Bu kavramı veya Osmanlı'nın çokuluslu/ dinli idare mirasını siyasi söylemlerinde referans alan veya bu çizgide değerlendirilen bazı siyasetçiler ve akımlar bulunmaktadır. Turgut Özal Osmanlı'nın farklı etnik ve dini unsurları bir arada tutma tecrübesinin günümüz dış politikası ve iç barışı için ilham verici olabileceğini dile getirmiştir. Yaklaşımı, "yeni Osmanlıcılık" düşüncesinin öncülü olarak kabul edilir. Ahmet Davutoğlu, Osmanlı'nın farklı din ve mezheplerin bir arada yaşama tecrübesini günümüz Ortadoğu politikaları için bir referans noktası olarak savunmuştur.

Recep Tayyip Erdoğan ve AKP kadroları, siyasi söylemlerinde sık sık "Osmanlı bakiyesi" coğrafyalara vurgu yapan, geçmişteki millet sisteminin ve hoşgörü ikliminin (Pax Ottomanica) bugünkü kardeşlik projelerine ve bölgesel barış çabalarına ilham olabileceğini belirten açıklamalar yapmışlardır.

TOPLUMU BÖLME STRATEJİSİ

Diğer taraftan ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın yaptığı açıklamalarda, Osmanlı millet sisteminin farklı din ve toplulukların harmanlandığı başarılı bir model olduğunu ve Türkiye ile Ortadoğu için ilham verici olabileceğini savunması geniş yankı uyandırmıştır. Bu söylemler, Türkiye'deki ulusalcı ve laik çevrelerde genellikle "ulus-devlet yapısını zayıflatma ve toplumu cemaatler/millet sistemine bölme stratejisi (emperyalist bir yaklaşım)" olarak çok sert eleştirilmiştir.