Bu sorunun yanıtını yalnızca bugünün siyasal söylemlerinde aramak yeterli değil. İçeride yeni bir siyasal hareketin ortaya çıkması, dışarıda yeni güvenlik arayışlarının belirginleşmesi, Türkiye'nin alışılmış dengeleri yeniden değerlendirdiği bir döneme işaret ediyor. 7 Ağustos'ta Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan "Mekke Ortak Savunma Anlaşması" da bu yeni arayışların dış politika ve güvenlik alanındaki örneklerinden biri. Anlaşmanın NATO'ya seçenek olmadığı özellikle belirtilse de Türkiye'nin bölgesel güvenlik arayışlarının çeşitlendiği açık.
İç politikada da benzer bir hareketlilik var. Yeni bir siyasal hareket, yalnızca yeni bir parti kurmakla kalmayıp siyasetin yapılma biçimini değiştirme iddiasıyla ortaya çıkıyor. Programında parlamenter sistem, kuvvetler ayrılığı, güçlü meclis, denetlenebilir yönetim, temel hakların korunması ve katılımcılık gibi önemli hedefler bulunuyor.
Bunlar önemlidir. Fakat yeni bir siyasal hareketin asıl sınavı, iktidara gelmeden önce başlar. ünkü mesele yalnızca iktidarı kimin kullanacağı değildir. Asıl mesele, iktidarın nasıl kullanılacağı ve hangi sınırlar içinde tutulacağıdır. Daha önemlisi, "benim çoğunluğum" ile "milletin bütünü" arasındaki farkı görebilmektir.
Sandıkta elde edilen çoğunluk, yönetme yetkisi verir; toplumun tamamı adına sınırsız tasarruf etme yetkisi vermez. ünkü bugün çoğunluk olan yarın azınlıkta kalabilir. Bugün iktidarın yanında duran yurttaş yarın muhalefette, bugün muhalefette olan yarın iktidarda olabilir.
İKTİDARIN SINIRLARINI İZMEKHukuk devletinin anlamı tam da burada ortaya çıkar: Değişen iktidar olabilir; herkes için geçerli olan temel haklar ve kurallar değişmemelidir. oğunluk, iktidarın kapısını açar; o kapıdan içeri girdikten sonra sınırları hukuk çizer.
Bu nedenle çerçeve yasanın aldığı yüksek oy kadar, yasanın hukuk tekniği bakımından taşıdığı özellikler ve uygulamasının nasıl denetleneceği de önemlidir. Bir düzenlemenin amacı ne kadar değerli olursa olsun, yetkinin sınırları, uygulamanın kapsamı ve denetim yolları açık değilse hukuk güvenliği zedelenebilir.
Barış için çıkarılan bir yasa, barış kadar hukuka da güven vermelidir. Bu, amaca karşı çıkmak değildir. Tam tersine, amacın kalıcı olabilmesi için hukuki zeminin sağlam kurulmasını istemektir.
Aynı ölçü yeni siyaset için de geçerlidir. Yeni bir parti kurmak, yalnızca yeni bir ad, yeni kadrolar ve yeni bir örgütlenme ortaya koymak değildir. Yeni olan, önce güce ve hukuka bakışta kendisini göstermelidir. Bir siyasal hareket, iktidara geldiğinde kendi yetkisini nasıl sınırlayacağını; meclis çoğunluğuna sahip olduğunda muhalefetin haklarını nasıl koruyacağını; yargı kendi kararına aykırı bir hüküm verdiğinde buna nasıl yaklaşacağını bugünden düşünmelidir. Yeni olan, yalnızca iktidara talip olmakla başlamaz; iktidarın sınırlarını daha iktidara gelmeden kabul etmekle başlar.
Bu sorular yalnızca yeni bir partiye de sorulmamalıdır. Bugün iktidarda bulunanlar, yarın iktidara talip olanlar ve yarının siyasetini kuracak herkes için aynı ölçü geçerli olmalıdır. ünkü hukuk kişiye göre değişen bir ölçüye dönüşürse, bir gün herkes kendisini o ölçünün mağduru olarak bulabilir.

13