Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti. Ancak onun açtığı düşünsel hat, yayımladığı kitaplar ve ardında bıraktığı ahlaki miras bugün hâlâ Türkiye'nin entelektüel ve siyasal tartışmalarında yaşamayı sürdürüyor.
Son yıllarda gençler arasında Doğan Avcıoğlu'nun ve onun temsil ettiği sosyalist düşüncenin yeniden keşfedilmesi önemli bir gelişmeye işaret ediyor. Türkiye'nin Düzeni kitabının çok satanlar listesine dönüşü dikkat çekici. Bu durum, CHP'nin düzen içi siyasetinden tatmin olmayan yeni kuşağın emekten yana, kamucu ve bağımsızlıkçı bir alternatif aradığını gösteriyor. Bu arayışta Avcıoğlu kadar önemli, ancak gölgede kalmış bir isim daha var: Muzaffer İlhan Erdost.
Erdost'u anmak, salt bir yayıncıyı ya da geçmiş bir dönemi hatırlamak değildir. Türkiye'de düşünsel sürekliliğin nasıl kesintiye uğratıldığını ve buna karşın nasıl dirençle korunduğunu yeniden düşünmeye çağırır. Erdost'un yaşamı, belleğin bedel ödenerek ayakta tutulduğunu gösteren nadir örneklerden biridir.
Türkiye solunun entelektüel mirasını tartışırken karşılaştığımız en büyük sorunlardan biri, bu mirasın kopuk ve parçalı ele alınmasıdır. Her kuşak bir öncekini yeniden keşfeder, ancak aradaki bağlar ve taşıyıcı halkalar görünmez kılınır. Muzaffer İlhan Erdost, bu sürekliliğin hem kurucu hem de taşıyıcı figürlerinden biridir. Onu önemli kılan yalnızca ürettikleri değil, düşünceyle kurduğu ahlaki ilişkinin kendisidir.
İKİNCİ YENİ'NİN DÜŞÜNSEL EREVESİErdost, 1950'lerin ortasında Türk şiirinin en önemli dönüşümlerinden birine "İkinci Yeni" adını veren kişidir. Cemal Süreya, Turgut Uyar, Edip Cansever, İlhan Berk ve Ece Ayhan ile şekillenen bu şiirsel kırılma uzun süre "siyasetten kaçış" olarak yorumlandı. Oysa Erdost'a göre bu hareket şiiri toplumsal tarihten koparamaz. Aksine, dili tarihsel bilincin taşıyıcısı haline getiren bilinçli bir kopuştur.
Erdost'un yaklaşımı şu temel ilkeye dayanır: Şiir yalnızca bireysel bir duyarlığın dışavurumu değil, tarihsel bilincin ve toplumsal itirazın dilidir. Estetikle toplumsal olan arasında yapay bir karşıtlık kurmaz. Şiiri tarihsel tanıklığın özgül bir biçimi olarak ele alır.
Erdost'un kendi şiiri de bu hattın içindedir. Havada Kalan Güvercin'de şiiri başlı başına bir amaç değil, yaşamın içinden süzülen bir bilinç biçimi olarak tanımlar. 1950'lerden 1989'a uzanan şiir serüveni aşkı, Anadolu'yu, hapishaneyi ve gündelik yaşamı kapsar. Ancak bu şiirin en yakıcı bölümü kardeşi İlhan Erdost'un öldürülmesinden sonra yazılanlardır.
DÜŞÜNCENİN MEVZİSİErdost'un düşünce üretimini kurumsal bir zemine taşıdığı yer, 1967'de kurduğu Sol Yayınları'dır. Marx'tan Engels'e, Lenin'den Politzer'e, Gramsci'ye kadar Marksist klasikler yalnızca Türkçeye kazandırılmadı; Türkiye'de düşünmenin temel araçları haline getirildi.
"Bir kitabın basılması, düşünceye açılmış yeni bir alandır" sözü Erdost'un yayıncılığı neden bir mevzi olarak gördüğünü açıkça anlatır. Sol Yayınları, 1970'lerin devrimci kuşağı için bir yayınevinin ötesinde bir düşünce okulu işlevi gördü. Politzer'den Fanon'a uzanan bu külliyat okura yalnızca bilgi değil, dünyayı anlama yöntemi sundu.
Bugün gençlerin Avcıoğlu'nun Türkiye'nin Düzeni kitabıyla dünyayı kavramaya çalışması gibi, o dönemin gençleri de Sol Yayınları'nın kitaplarıyla düşünmeyi öğrendi. Sansürün, yasakların ve tehditlerin gölgesinde yayımlanan her kitap fikri bir direniş cephesi anlamına geliyordu. Erdost kitabı bir meta değil, düşüncenin savunma hattı olarak görüyordu.
TÜRKİYE SOSYALİZMİNİ ARAMAKErdost'un telif eserleri düşünce üretiminin teorik zeminini oluşturur. Türkiye Sosyalizmi ve Sosyalizm'de evrensel kuram ile yerel tarih arasındaki gerilimi ele alır. Sosyalizmin her ülkede kendi tarihsel gerçekliği içinde yeniden üretilmesi gerektiğini savunur.
"Sosyalizm evrensel bir kuramdır, ancak her ülkede kendi tarihsel gerçekliği içinde yeniden üretilmek zorundadır."
Bu yaklaşım, Uğur Mumcu'nun "Türk Sosyalizmi" arayışıyla aynı damardadır. Ne içe kapanan bir yerelciliğe ne de soyut bir evrenselciliğe teslim olur.
Sosyalizmi Seviyoruz başlıklı eseriyle sosyalizmin yalnızca bir iktisat teorisi değil, aynı zamanda bir özgürlük ve dayanışma projesi olduğunu vurguladı. Bu başlık, Erdost'un tüm düşünsel duruşunu özetliyor. Sosyalizm ona göre soğuk bir ideoloji değil, insana, doğaya ve geleceğe duyulan derin bir sevgidir: "Sosyalizmi seviyoruz, çünkü insanı seviyoruz."
Şemdinli Röportajı, Erdost'un aydın sorumluluğunu en berrak biçimde ortaya koyan metinlerden biridir. Kürt coğrafyasını ajitasyonla değil, tanıklıkla ele alır. Metin, bastırılmak istenen bir hafızanın kaydıdır.

4