Türkiye'de yapılacak NATO zirvesi öncesinde, bu salı yapılan grup toplantısı bir partinin değil, bir operasyonun fotoğrafını verdi. Türkiye iki kürsü izledi. CHP Genel Merkezi'ndeki kürsüde, mahkemenin mutlak butlan kararıyla genel başkanlık koltuğuna oturtulan Kemal Kılıçdaroğlu vardı.
Konuşması hazırlıksızdı; bir kurgusu, bir serencamı yoktu. Önümüzde NATO zirvesi, ekonomik kriz ve yargı eliyle yaratılmış bir rejim sorunu dururken ne bir program ne bir mücadele takvimi çıktı. Tek nakarat "ahlaki üstünlük"tü. Ahlak siyasetin zeminidir ama programın ve siyasal aklın yerine ikame edilip fetiş haline getirildiğinde artık bir değer değil, bir örtüdür. Böyle oturulan bir koltuğun meşruiyet açığı, ahlak vurgusuyla kapatılamaz; vurgu yükseldikçe açık daha çok görünür.
Ve o kürsüden şu cümleler duyuldu: "Türkiye çok önemli bir coğrafyada. Dünya dengeleri değişiyor... Ortadoğu politikalarına bakın, Osmanlı'nın topraklarına bakın, o coğrafyada yaşayan insanlara bakın; Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden ama yeniden kendi kişiliğini korumak ve geliştirmek zorundadır. Küçülerek değil büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı."
Durup düşünelim. Cumhuriyeti kuran parti, yüz yıllık tarihinde ilk kez bir mahkeme kararıyla teslim alınıyor. Kurultay iradesi "yok hükmünde" sayılıyor. Göreve iade edilen genel başkan ise kürsüden partinin kurucu kavramlarını değil, Osmanlı coğrafyasını anıyor. Aynı gün Erdoğan sosyal medyadan "Osmanlı çınarı" güzellemesi yapıyor. Bu tesadüf değildir. Operasyonun şifresi buradadır.
ŞİFRENİN KAYNAĞIGeçen yıl Tom Barrack'ın ve Bahçeli'nin yaptığı açıklamaları hatırlayalım. ABD Büyükelçisi Barrack, Osmanlı'nın millet sistemini Türkiye'ye model gösteriyor, "Güçlü ulus-devletler tehdittir" diyordu. Bahçeli, "biri Alevi, biri Kürt olabilir" diyerek eşit yurttaşlığı kota pazarlığına indirgemişti. Erdoğan'ın ümmetçi sistemi ise yurttaşı çoktan mezhebine göre konumlanan bir cemaat mensubuna çevirmişti. Üç açıklama, tek zihniyet: Yurttaş yerine aidiyet, anayasal eşitlik yerine cemaat, Cumhuriyet yerine Lübnanlaşma.
Cumhuriyet, bireyi cemaatin gölgesinden çıkarıp yurttaş yapan tarihsel bir kopuştur; bu kopuşun kurumsal taşıyıcısı ve mezhepçi tasarımın önündeki son yapısal engel CHP'dir. Mutlak butlan kararı bu denklemin sonucudur: Yıkamadılar, dönüştürmeyi deniyorlar.
YOK HÜKMÜNDE SAYILAN NEDİRHukukta mutlak butlan, bir işlemin baştan itibaren hiç var olmamış sayılmasıdır. Burada yok sayılan bir tutanak değil, örgütlü halk iradesidir. Cumhuriyet, egemenliği saraydan ve cemaatten alıp millete veren rejimin adıdır; milletin iradesini "hiç olmamış" sayan bir işlem doğrudan bu egemenlik fikrine yöneliktir.
Operasyonun ideolojik ödülü hemen ortaya çıkmış, teslim alınan kürsüden Cumhuriyete yabancı bir dil konuşulmuştur. "Osmanlı coğrafyası" söylemi masum bir vizyon değil, Barrack'ın millet sistemi önerisinin coğrafi izdüşümüdür: İçeride cemaat temelli toplum, dışarıda "coğrafya" temelli misyon. "Yurtta barış, dünyada barış" ilkesinin yerine imparatorluk nostaljisiyle süslenmiş bir nüfuz hayali konmakta ve bu hayal ilk kez ana muhalefetin kürsüsünden dile getirilmektedir. Şifre budur: Cumhuriyetçi muhalefeti tasfiye etmek yetmez; ona kendi dilini söyletmek gerekir.
Zamanlama da tesadüf değildir. Bir ay sonra Ankara'da, ABD-İsrail-İran geriliminin ortasında bölgenin yeniden tasarlanacağı NATO zirvesi toplanacak. Masa kurulmadan ana muhalefet hizaya çekilmiş, ittifaka bu tasarıma içeriden itiraz edecek örgütlü güç kalmadığı mesajı verilmiştir. Cumhuriyetin partisi susturulmadan bu mesaj verilemezdi.
İTİRAF: DEVLET AKLIŞifrenin ikinci anahtarını Kılıçdaroğlu'nun yol arkadaşı Bülent Kuşoğlu verdi. T24'ten Cansu amlıbel'e verdiği mülakat baştan sona iki kavram üzerine kuruluydu: "Devlet" ve "devlet aklı." Kuşoğlu, bu aklın Erdoğan sonrası için "bir şeyler kurguladığını" söylüyor, tabloyu İttihatçılığa benzetiyor ve ekliyordu: "Siyasetin sıfırlandığı, ülkeyi tamamen bürokratların idare edeceği bir rejim kurgulanıyor."

4