Mekke Anlaşması - Nejat Eslen

Donald Trump dönemi ABD küresel jeopolitiği, küresel güç mücadelesinde asıl rakip in'e karşı Hint-Pasifik bölgesinde yoğunlaşmayı; Avrupa'nın güvenliğini Avrupalılara devretmeyi, Ortadoğu'da ise riskleri azaltmak ve tasarruf sağlamak amacı ile bölgeden çekilecek askeri gücünün oluşturacağı boşluğu, bölgesel ittifaklar ile doldurmayı esas almaktadır.

elişki gibi görünse de 11 Eylül olayından sonra Ortadoğu'da başlatılan ABD girişimlerinin kapatılamamış en önemli hesabı ise İran'dır ve İran, şartlar nasıl gelişirse gelişsin ABD'nin Ortadoğu jeopolitiğinin odak noktasıdır.

İran savaşı Ortadoğu'daki ve özellikle de Körfez bölgesindeki stratejik dengeleri değiştirdi. İran, ABD'nin saldırılarına bu ülkenin Suudi Arabistan'da, Katar'da, Bahreyn'de, Ürdün'de bulunan üslerine yoğun füze ve dron saldırıları ile darbeler vurarak cevap verdi. Bu durum üslerde ciddi yıkıma neden oldu.

Körfez ülkelerinin güvenliğini sağlaması gereken bu üsler bu görevlerini yerine getiremediği gibi bu ülkeleri İran'ın hedeflerine dönüştürdü. Bir başka ifade ile Körfez bölgesi ülkelerinin güvenliğini sağlamaktan sorumlu olan bu üsler, İran'ın saldırıları karşısında kendi güvenliklerini bile sağlayamadı. Gelişen bu durum Körfez ülkelerinde hayal kırıklığına neden olurken güvenlik kaygılarına yol aştı.

İRAN SAVAŞI EKİLMEYİ HIZLANDIRIYOR

Bütün bu gelişmelerle Körfez bölgesindeki ABD üslerinin İran'ın sahip olduğu silah sistemleri nedeniyle hassas durumda olduğu ve bundan böyle ABD'nin bu üsleri kullanarak Körfez bölgesi ülkelerinin güvenliğini sağlayamayacağı ve bu üslerden bölgesel çıkarlarını geliştiremeyeceği anlaşıldı.

Bu önemli gelişme, ABD silahlı kuvvetlerinin Batı Asya'da geleneksel yığınak stratejisini terk ederek mevcut kuvvet yapısını ve konuşlanmasını yeniden değerlendirmesine yol açtı. İran savaşı, ABD'nin Ortadoğu'daki askeri gücünün yeniden konuşlandırılması sürecini hızlandırırken ortaya çıkacak güç boşluğunun ise bölgesel güçlerin kuracağı ittifaklarla doldurulması düşüncesinin güç kazanmasına neden oldu. Bu süreçte, ABD'de, Ortadoğu'da ortaya çıkan güç boşluğunun bölgesel güçlerin oluşturacağı bölgesel ittifaklarla doldurulmasının uygun olacağına dair teşvik edici değerlendirmeler yapılıyordu. Mekke Savunma Anlaşması işte böylesine bir süreçte oldu.

ANLAŞMADA MUĞLAKLIK

Savunma antlaşmaları müşterek tehditlere karşı oluşturulur. Örneğin, NATO ittifakı Sovyetler Birliği'nin Avrupa'da yayılmasını müşterek tehdit olarak tanımlayan ülkeler tarafından kurulmuş ve aynı tehdidi değerlendiren ülkelerin katılımı ile genişlemiştir. Mekke Anlaşması'nda açık müşterek tehdit tanımlaması olmadığı gibi üye ülkelere yönelik tehditler ise farklıdır. Suudi Arabistan tarafından tehdit olarak algılanan İran ve Husilerin, Pakistan tarafından tehdit olarak algılanan Hindistan ve Taliban'nın Türkiye için tehdit olarak algılanmaması buna örnek gösterilebilir. Müşterek tehdit tanımlanmasının olmayışı, antlaşma metnini ve antlaşmayı muğlak duruma getirmektedir.

Antlaşmada müşterek tehdit tanımlanması olmadığı için müşterek hedef tanımlanması da yapılmamış; kimin, hangi şartlarda, hangi araçlarla ve nasıl caydırılacağı tanımlanamadığı için ise ittifakın caydırıcı etkinliği zayıflamıştır.

Antlaşma metninde müşterek tehdit, müşterek hedef, caydırıcı etkinlik tanımlamaları olmadığı gibi ittifakın sorumlu olacağı coğrafi bölge de tanımlanmamıştır ve bu nedenle de coğrafi bütünlüğü olmayan üyelerden oluşan ittifakın hangi coğrafi bölgede veya bölgelerde oluşacak krizlere karşı tedbirler alacağı da açıklanamamıştır.

ANTLAŞMANIN AMACI NE

Aslında antlaşma metninde ne yazdığı veya ne yazmadığı pek de önemli değildir. Belli ki tehdit, hedef tanımlamalarının açıkça yapılması istenmemiştir veya bu tanımlamaları yapmak mümkün olmamıştır. Bölgedeki son gelişmeler ve ABD'nin değişen bölgesel stratejisi de dikkate alındığında, antlaşma metninde açıkça yazılmış olmamasına karşın Mekke ittifakının öncelikle Suudi Arabistan'ın ve Körfez bölgesinin güvenliğine odaklanacağını ve hatta bu amaçla tesis edildiğini ifade etmek mümkündür.