Türkiye'de bazı sorunlar vardır; bağırmaz, çağırmaz, ilk bakışta can yakmaz. Yavaş ilerler. Sessizce yerleşir. Tıpkı bir diş çürüğü gibi. Başlangıçta yalnızca hafif bir sızı hissedilir, "Üstüne gitmesek de olur" denir. Zamanla alışılır. Alışıldıkça ihmal edilir. Böylece çürüme derine iner.
İhmal edildikçe derinleşir. Türkiye bugün tam olarak böyle bir sürecin içindedir. Demokrasi, hukuk devleti, kurumlar... Uzun süredir bu sinsi çürükle yaşıyoruz. Önce "istisnai" denen uygulamalar gündelik hale geldi. Ardından geçici olduğu söylenen yetkiler kalıcılaştı. Bugün ise pek çok sorun "Başka türlüsü mümkün değil" denerek meşrulaştırılıyor. Oysa çürük de hep böyle ilerler: Önce mine gider, sonra dişin özü, en sonunda sinir.
Sorun görünür olduğunda ülkemizde yapılan müdahale ise çoğu zaman gerçek bir tedavi değil; üstünü kapatma çabasıdır. ürüğü temizlemek yerine dolgu yapılır. Üstelik bu dolgu da modern ve sağlıklı değildir; eski, ağır ve tartışmalı bir yöntemdir: Cıva dolgu.
ürük temizlenmeden yapılan her dolgu yalnızca görüntüyü düzeltir. Alttaki enfeksiyon sürer. Cıva dolgu zamanla genleşir, dişi zorlar, çatlatır. Bugün "istikrar" adına yapılan pek çok düzenleme de böyledir. Sorunu çözmez; onu daha derin daha karmaşık ve daha tehlikeli duruma getirir.
SADAKAT, LİYAKATİN ÖNÜNE GEİNCEHer kriz sonrası çıkarılan yasalar, her olağanüstü durumdan sonra kalıcılaştırılan uygulamalar, aynı gerekçeyle savunulur:
"Şimdi sırası değil."
"Koşullar bunu gerektiriyor."
"Sonra bakarız."
Oysa bilinen bir gerçek vardır: "Sonra", çürüklerin en sevdiği zamandır.
Bu noktada asıl mesele ortaya çıkar: Liyakat. ünkü bir diş çürüğünü iyileştirmenin ilk koşulu, işi bilen bir hekimin müdahalesidir. El yordamıyla, sadakatle, talimatla yapılan her işlem çürüğü büyütür. Bugün Türkiye'de yaşanan tam olarak budur: Sadakatin liyakatin önüne geçmesi. Hava cıva.
Liyakat, öylesine bir erdem değildir; son derece mühim ve gereklidir. İşi bilene işi vermektir. İşi bilenle bilmeyeni ayırabilmektir. Röntgen okumadan dolgu yapmaya kalkmamaktır. Ancak uzun süredir uzmanlık değil yakınlık, deneyim değil bağlılık tercih ediliyor. Müthiş sadakatler ülkesi!
Sonuç kaçınılmazdır: Yanlış teşhis, yanlış tedavi. Kamuda, yargıda, eğitimde, ekonomide alınan pek çok karar, sorunun sınırlarını görmeden atılan adımlar gibidir. Teşhis yapılmadan çözüm dayatılır. Uyarılar susturulur, eleştiriler "olumsuzluk" sayılır. Böylece sistem, kendini düzeltme yeteneğini kaybeder.
Daha kötüsü, liyakatsizliğin yalnızca yanlış kişileri göreve getirmekle sınırlı kalmamasıdır. Asıl yıkım, doğru kişilerin sistemin dışına itilmesiyle yaşanır. Bilgili olan susar, dürüst olan uzaklaşır, işini ciddiye alan yorulur. ünkü yıpranır. Geriye, ihmalle dolgu yapmayı tedavi sananlar kalır. O noktadan sonra çürük gizlenmez bile. Normalleşir. "Zaten böyle" denir. Toplum, diş ağrısıyla yaşamayı öğrenir.

3