Laik, demokratik ulus devlet - Selçuk Kosa

Atatürk'ün kurduğu laik ulus devlet emperyalistleri 100 yıldır engelliyor diyorsa, bu savunmacı başarı bugünkü Ortadoğu'daki krizleri açıklayabiliyor mu?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, Rönesans'tan günümüze emperyalizme karşı üç büyük zaferin (Çanakkale, Rus Devrimi, Türk İstiklal Savaşı) laiklik ve ulus devletçilikle kazanıldığını savunur. Yazar, bu modelin Ortadoğu'da terk edilmesini ve Türkiye'de zayıflatılmasını emperyalist müdahalenin sebebi olarak gösterir. Peki, günümüz Ortadoğu'sunun kaotikliği sadece sekülarizm eksikliğine mi bağlanabilir, yoksa başka jeopolitik faktörler de rol oynamıyor mu?

Rönesans, 1400 ve 1700 yılları arasında Avrupa halklarının sırasıyla kilise ve monarşiye karşı başlattığı bilim ve özgürlük savaşıydı ve kazanıldı. Ardından özellikle Fransa ve İngiltere gibi ülkelerde halk, kiliseden çok ülkesine bağlılığı önemseyen ulusal toplumlara dönüştü. Rönesansın getirdiği kazanımlar Sanayi Devrimi'ni başlattı. Sanayi için gerekli hammadde ve işgücü coğrafi keşifleri getirdi ve emperyalizm denilen sömürücü ülkeler grubu oluştu.

ANTİ-EMPERYALİZMİN DOĞUŞU

Emperyalist ülkelerin sömürgecilik savaşları, aynı zamanda dinsel monarşi tarafından ezilen halkların özgürlük mücadelesini de yanında getirdi. Dini yönetime karşı özgürlüğünü kazanan Avrupa toplumu, hammadde ve işgücü için diğer toplumların bu özgürlüğü kazanmasını istemiyordu. I. Dünya Savaşı ve Rus çarının zulmünden tükenen Rus köylü ve işçisi, monarşiye-çara karşı ayaklanma başlatmıştı.

Emperyalist ülkeler, çara yardım için harekete geçti fakat I. Dünya Savaşı'nda Almanya ile savaşta olduğu için batıdan çara yardım gönderemedi. 1915 ve 1916 yılları arasında güneyden Karadeniz'e geçerek yardım göndermeyi denedi. Burada da Atatürk ve askerleri tarafından anakkale Savaşları ile İngiltere ve Fransa'nın geçişine izin verilmedi. anakkale Zaferi, antiemperyalist Rus devrimcilerine en büyük desteği verirken emperyalizme karşı ilk zafer kazanılmış oldu. 7 Kasım 1917'de Lenin önderliğinde anti-emperyalist Rus devrimi gerçekleşti ve emperyalizme karşı ikinci zafer kazanıldı.

TÜRK DEVRİMİ VE ÜÜNCÜ ZAFER

II. Viyana Kuşatması'ndan sonra gerileme dönemine girerek sömürgeleşen dini-monarşik Osmanlı İmparatorluğu'nun elinde kalan son toprakları Anadolu ve Trakya, I. Dünya Savaşı sonrası 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile emperyalist ülkeler tarafından işgal edilmeye başlandı. Öncesinde padişahlık tarafından ezilen Anadolu halkı, bir de işgalcilerin zulmü eklenince Kurtuluş Savaşı'nın ana gücü olan Kuvayı Milliye çatısı altında emperyalizme karşı silahlı mücadeleye başladı. Osmanlı dini-monarşik yönetimi emperyalizmin yanında yer aldı. Her şeye rağmen Türk ordusu, sömürgecileri İzmir'de denize dökmeyi başardı. 19 Mayıs 1919'da Atatürk'ün Samsun'a çıkmasıyla başlayan antiemperyalist Türk Kurtuluş Savaşı, 29 Ekim 1923'te ulusdevlet laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti ile taçlandı ve emperyalizme karşı üçüncü zafer kazanılmış oldu.

Türk Devrimi'nde, padişahlık ve hilafet sisteminden demokratik-laik sisteme geçiş süreci çok sancılı oldu. Demokrasi, kadınerkek eşitliği, tek eşlilik gibi laik reformları istemeyen monarşi ve hilafet yanlısı gerici-yobazlar birçok isyan çıkardılar. İki defa çok partili sisteme geçiş denemesinde Atatürk'ün talimatıyla kurulan partiler, padişahlık-monarşi sisteminin geri getirilmesi ve laikliğin kaldırılıp halifeliğin gelmesini isteyen odakların örgütlenme yeri oldu. Ulu önder Atatürk, tüm emperyalist iç odaklara rağmen Türkiye Cumhuriyeti'nin ulus devlet temellerini laik ve demokratik kanunlarla sağlam bir şekilde atmayı başardı ve ülkenin doğal kaynaklarına emperyalizmin erişimini engelledi.

ORTADOĞU VE SÖMÜRÜ

Mustafa Kemal önderliğindeki Türk devrimcileri ve Rus devrimcilerinin emperyalizme karşı verdiği savaş birlikte devam etti. Ortadoğu sorununda Sovyet Rusya; dinin, halkın yaşamsal çıkarlarına zarar verecek biçimde kötüye kullanılmasını engellemek olduğunu belirtiyordu. Sovyet Rusya, TBMM'ye 1921'de çektiği mesajda şöyle diyordu: "Bu tehlikeden korunmada en etkili yolun, bu halkların temel yaşamsal gereksinmelerini karşılayan ulusal hareket düşüncelerinin güçlendirilmesi olduğu kanısındayız"*