Korkmayacağız, susmayacağız, vazgeçmeyeceğiz - Abdullah Yüksel

Korkuyoruz. İş insanı korkuyor, öğretmen korkuyor, bürokrat korkuyor, emekli korkuyor. Gazeteci, akademisyen, genç, yurttaş... Herkes kendisine bir güvenli alan arıyor. Peki, daha ne kadar korkacağız Ne zamana kadar haksızlık karşısında susacağız

Ne zamana kadar adaletsizliğe uğrayanın yanında durmak yerine "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyeceğiz Daha da önemlisi, ne zamana kadar tarafsızlık adına susacağız ünkü her suskunluk tarafsızlık değildir. Bazen susmak, güçlüden yana olmaktır. Bazen haksızlığın karşısında sessiz kalmak, haksızlığın sürmesine ortak olmaktır. Hele konu adaletse... Hukuk ile hukuksuzluk karşı karşıya geldiğinde tarafsız kalınamaz.

KORKU TOPLUMU TOPLUMUNU AŞMAK

Bu ülkenin öğretmenleri, bürokratları, hukukçuları, iş insanları ve aydınları bu Cumhuriyetin olanaklarıyla yetişti. Hâkimler ve savcılar bu ülkenin üniversitelerinde hukuk öğrendi; adalet adına görev yapmak üzere yemin etti. O halde sormak gerekiyor: Bir ülkede adaleti temsil edenlere güven azalırsa, yurttaş kimden cesaret alacak

Bir hâkim karar verirken makamını düşünüyorsa, bir savcı hukukun gereğini yerine getirirken geleceğini hesaplıyorsa, bir bürokrat doğru bildiğini söylemekten çekiniyorsa, bir öğretmen özgürce konuşmaktan korkuyorsa sorun artık tek tek insanların korkusu değildir. Sorun, korkunun toplumun ortak davranışına dönüşmesidir.

Oysa bizim tarihimiz korkunun tarihi değildir. anakkale'de korkmadılar. Sarıkamış'ta, Sakarya'da, Dumlupınar'da korkmadılar. Onlar makamlarını, işlerini, geleceklerini düşünerek değil; vatanı, bağımsızlığı ve Cumhuriyeti düşünerek yürüdüler.

Bugün bizden canımızı ortaya koymamız istenmiyor. Bizden yalnızca doğru bildiğimizi söylememiz isteniyor. Bir haksızlık gördüğümüzde "Bu yanlıştır" diyebilmemiz, bir mazlumun yanında durabilmemiz, hukuk çiğnendiğinde itiraz edebilmemiz, korksak bile susmamamız... Hepsi bu.

Cumhuriyet, korkan yurttaşların değil; düşünen, sorgulayan, hakkını arayan ve gerektiğinde itiraz edebilen yurttaşların rejimidir. Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet bize yalnızca bir ülke bırakmadı. Bize yurttaşlık bilinci bıraktı. Kul değil yurttaş olmayı, biata değil akla ve vicdana güvenmeyi, haksızlık karşısında başını eğmemeyi öğretti.

CUMHURİYETİ SAVUNMAK

Bugün Cumhuriyet'i savunmak yalnızca bayrak asmak, marş okumak değildir. Cumhuriyet'i savunmak; hukuku, adaleti, özgürlüğü ve insan onurunu savunmaktır.