Kara bir tarih: 24 Ocak - Hilmi Taşkın

24 Ocak 1993 günü Ankara'da aracına yerleştirilen bomba ile katledildi Uğur Mumcu. O kendisini "kalpaksız Kuvayı Milliyeci" olarak tanımlıyordu. Kuvayı Milliye ruhu hep var olmuştur. Her kim ki kendini ulus devletten yana, bağımsızlıktan yana, milli egemenlikten yana görüyor ve bu yönde tavır alıyor ise o tıpkı Uğur Mumcu gibi "kalpaksız Kuvayı Milliyeci" dir.

Kalpaksız Kuvayı Milliyeci Uğur Mumcu, gerek köşe yazıları gerekse kitapları ile pek çok önemli konuya değinmiş ve günümüze de mesaj vermiştir. Örneğin Rabıta adlı kitabında; Suudi Arabistan tarafından kurulan Rabıta örgütü ile anlaşma yapılarak 1980-84 yılları arasında çok sayıda seçilmiş din adamının ülkemizden Avrupa'ya gönderilmesi, bunların maaşlarının Aramco (Arap-Amerikan petrol şirketi) tarafından ödenmesi konusunu ele almıştır. O kişilerin ülkeye döndükten sonra çeşitli dini vakıf ve cemiyetlerde görev alması, siyasal İslamcı partilerin kadroları içinde yer almaları, günümüz için de dikkate değer bir durumdur.

Örneğin "İmambayıldı" adlı köşe yazısında, "(...) Siyaset ticarete, ticaret siyasete, din de her ikisine alet edildi mi, artık bu sömürünün sonu gelmez. Din ticareti ile meşgul olanlara bakın (Menzil, İsmailağa, Cübbeli vb. H. T.) hemen hepsi milyarder. Yalnızca Türk lirası ile milyarder değil bunlar, dolar milyarderi..."

Yine aynı yazısında, "(...) Bir üçgen bu... Ticaret, tarikat ve siyaset üçgeni... Bunlar dindarın sahtecileridir. Zavallı yoksul Müslüman vatandaşın kanlarını emenler de bunlardır. İnanç sömürücüleridir bunlar..."

Bir konferansında salonda bulunanlara şöyle seslenir: "İmam hatip liselerini bitirenler, neden ilahiyat fakültelerine ve yüksek İslam enstitülerine gitmiyorlar da ille de kaymakam, vali, savcı, yargıç ve subay olmak istiyorlar Bu uzun vadeli eğitim ve bürokratik yerleşim projesini kimler planlıyor"

Sahi bu plan ile ABD'nin "ılımlı İslam" stratejisi arasında bir ilişki var mıdır Elbette. 19 Haziran 1990 günü Cumhuriyet gazetesinde köşe yazısında yukarıdaki sorunun yanıtını vermektedir. "Bu din eğitiminin amacı başkadır. Amaç, 21. yüzyılda devleti İslamcı bürokratlar ile yönetilir duruma getirmektir"

Devam edelim. 7 Ocak 1993 günü, katledilmeden 17 gün önce Cumhuriyet'teki köşe yazısında; "(...) kanıtlanan son ilişki MOSSAD- Barzani ilişkisidir... Barzani'nin CIA ile ilişkisi artık belgelendi. Kimse bu ilişkiye 'Hayır, olmadı' diyemiyor. CIA-Barzani ilişkisi biliniyordu da MOSSAD-Barzani ilişkisi bilinmiyordu. MOSSAD-Barzani ilişkileri Londra ve Sydney'de yayınlanan, 'Israel's Secret Wars-A History of Israel's İntelligence Services' adlı kitapta sergileniyor."

Aynı köşe yazısında yer alan şu tespit de önemli ve günceldir: "(...) Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa, ne işi var CIA ve MOSSAD'ın Kürtler arasında Yoksa CIA ve MOSSAD, anti emperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi"

Şimdi Barzani'nin son Şırnak ziyaretini, silahlı peşmerge korumaları ile yaptığı gösteriyi bir düşünelim. Bir de yeni süreci... Milletvekillerinin Öcalan'ın ayağına gitmesini sağlayan faktörleri de... Öcalan'a yüklenen misyonu bir düşünelim, basına yansıyan Öcalan'ın talepleri ile, DEM'in komisyona verdiği rapor ile öğrendiğimiz taleplerini de... ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın ulus devletlerle ilgili sözlerini de düşünelim. 1919 vurgusunu...

24 OCAK KARARLARI

24 Ocak tarihi başka açıdan da önemli bir tarihtir. 24 Ocak 1980 tarihinde açıklanan neoliberal ekonomik kararların alındığı tarih olması ile de önemlidir. Bu ekonomik kararların, 1979'da İngiltere'de "demir leydi" olarak tanıtılan Teatcher'ın ve ABD'de 1980 yılında Reagan'ın iktidara gelmesi ve izledikleri neoliberal politikalar ile eşzamanlı olarak alınması dikkat çekicidir.

24 Ocak 1980 kararlarının uygulanması için 12 Eylül darbesinin yapılması da darbe sonrası Ankara'dan Washington'a giden "Bizim çocuklar başardı" mesajı da tarihsel bir öneme sahiptir.

Darbenin lideri Kenan Evren'in 1991 yılında itiraf gibi söylediği, "Eğer 24 Ocak kararlarının arkasından 12 Eylül dönemi gelmemiş olsaydı, o kararların fiyasko ile sonuçlanacağından hiç şüphem yoktu"...

Ne diyordu bu kararlar için dönemin TİSK Başkanı Halit Narin "Bugüne kadar hep işçiler güldü, şimdi gülme sırası bizde."