Yaklaşık iki yıl önce "terörsüz Türkiye" denerek başlatılan ve koşullar olgunlaştığında "devlet projesi" olarak ilan edilen "çözüm süreci"nin "çerçeve yasa" teklifi 10 Ağustos 2026 tarihinde TBMM'de yapılan yoğun görüşmeler sonucunda -koşullu olarak- yasalaştı. Yasalaşan teklifin tam adı şöyle: "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi". Adı soyut bir "dilek"ten ibaretmiş gibi görünse de içeriği son derece somut olan bu yasayı "PKK'yi topluma kazandırma"nın "ilk adımı" olarak değerlendirmek olanaklı. "Devlet projesi"nden amaçlanan da bu zaten!
Yasa teklifi üzerine Meclis'te yapılan görüşmelerin ana stratejisi tüm muhalefeti tam bir açmazda bırakarak teklife "Evet" demeye zorlamaktı. Kontrollü bir af mimarisine dayalı olarak güvenlikçi bir yaklaşımla, son derece dar bir perspektiften "hedef odaklı" olarak Saray'da hazırlanan yasa teklifine "evet" demek barış ve kardeşliğe "evet" demek olarak "ilan" edilince, teklife "hayır" demek güçleşti.
BASKIYLA SONU ALMASaray'dan dikte edilen bu projeye "hayır" demeye hazırlanan partiler ve milletvekilleri toplum önünde peşinen barış ve kardeşliğe "hayır" diyen, ülkede terörün bitmesini istemeyen, "analar ağlamasın" talebine sırtını dönen, sürekli kandan beslenen siyasetçiler olarak "etiketlenmeye" çalışıldı. Meclis'te bu koşullarda yapılan oylamada muhalefet kurumsal olarak "evet" demeye zorlandı. Tıpkı taktiksel olarak güvenlikçi yaklaşımlarla, askeri kaygılarla hazırlanan tezkere oylamalarında olduğu gibi! Tıpkı dokunulmazlıkların topluca kaldırılmasını sağlayan anayasa değişikliği oylaması gibi! Tıpkı 2010 yılındaki "yetmez ama evet" olarak siyasi tarihimize geçen ve sonuçları ağır olan anayasa değişikliği oylaması gibi! Tıpkı 2017 yılındaki referandumda yasanın açık hükmüne aykırı olarak ve ayrıca henüz oy verme işlemi sürüyorken mühürsüz zarflardaki oyların YSK tarafından geçerli sayılacağına ilişkin kararının zorla kabullenilmesi gibi! Siyasi tarihimizde, muhalefeti "mecbur" bırakan böylesi oylamaların örnekleri çoktur. Baskıyla sonuç almaya yönelik bu tür sağlıksız meclis oylamalarının uzun vadede ülke demokrasisine açtığı onulmaz yaralar siyasi tarihimizde kayıtlıdır...
Yeni bir yasa yapma modeli ile karşı karşıyayız: Yasaya konu düzenleme önce "devlet projesi" olarak ilan ediliyor sonra da Saray'ın baskısıyla Meclis bu projeyi onaylamaya zorlanıyor. Bunun adına da "Türkiye modeli" deniyor!
BELİRSİZLİK YASASI!Bu açıdan bakıldığında yasa teklifi üzerine yapılan görüşmelerde YENİ Parti'nin tutumu merak konusuydu. Yasa teklifinin tümü üzerine YENİ Parti adına genel başkan Özgür Özel'in yaptığı konuşma -haklı olarak- çok eleştirildi. Böylesine önemli bir konuda Meclis'te sergilenen ikircikli tutum -korkarım- sürecin ilerleyen aşamalarında sürekli olarak gündeme getirilecektir. Özgür Özel'in derin hayal kırıklığı yaratan, "Ben ve parti yönetimi yasa teklifine "evet" diyeceğiz ama milletvekillerimiz seçildikleri illerin ve seçmenlerinin sesini dinleyerek özgürce oy kullanacak!" sözleri ile birlikte YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Tüzün'ün şu sözleri de -daha önceki "tipik" açıklamaların bir benzeri olarak- siyasi tarihimizde yer alacaktır: "Biz 'hayır' deseydik de yasa geçecekti. AKP ile MHP'nin 'barışı istemiyorlar' algısı kurmasına izin vermeyip o kumpasa çomak soktuk."

1