İktidarın Potemkin duvarları - Fırat Durak

Belediye operasyonlarının, yargının alışılan pratiği ve atak bir gövde gösterisi alanına dönüştüğü son bir buçuk yıllık süreçte hâlâ onlarca belediye başkanı, belediye başkan yardımcıları, bürokratlar, memurlar, belediye işçileri ve kamu görevlisi sıfatında olmayan yurttaşlar siyasi nedenlerle, haksız, hukuksuz, ölçüsüz, peşin hükümlü ve keyfi olarak tutuklu durumdalar.

Cezaevlerinde, yeni bir suç türü ve tutuklu kategorisi oluşmuş durumda: "Belediyeciler."

Kapalı/açık görüşlere, avukat ziyaret kabinlerine, on saniye süren tutukluluğumuzun devamına karar verilecek SEGBİS duruşmalarına giderken hapishane koridorlarında bir belediyeci görmek, sıradan bir durum haline gelmiş. Tutuklanmalarının üzerinden geçen aylara karşın hâlâ iddianamesi yazılmamış, tabii hâkim ilkesi gereği kendilerini yargılayacak hâkimin önüne çıkmayı, savunma hakkını kullanmayı bekleyen belediyecilerle dolu cezaevleri...

Adalar Belediyesi'ne elli gün önce yapılan operasyonla biz de hissemize düşen hukuksuzluğu, kanunsuzluğu alarak tutuklu belediyeciler kervanına katıldık. oğunluğunu belediye görevlisi olmayan yurttaşların oluşturduğu toplam 35 kişi asılsız iddialarla tutuklandık. Yöneticisi olmakla suçlandığımız örgüt üyeleri ya da araç suçları işleyenler yelpazesi hayli renkli; ev hanımı, nalbur, emekli albay, hurdacı, avukat, garson, bahçıvan, inşaat ustası, memur, mimar, demirci, ne ararsanız var.

Neler görmedik ki dosyada... Zabıtanın re'sen uygulasa 1400 TL, belediye encümenine gönderse 3 bin 705 TL idari para cezası uygulanabilecek bir işgaliye (kaldırıma bırakılmış birkaç parça demir) nedeniyle, sırf bu cezayı ödememek için 300 bin TL rüşvet verildiği iddiasına ve Büyükada'dan komşumuz, ev hanımı Gülperi ablanın bu suçlamayla tutuklanmış olmasına mı yanalım

Cumhurbaşkanlığı muhafız alayında dahi görev yapmış, emekli deniz albay Barbaros Bey'in, müdürlüğünü yaptığı Burgazada'da bulunan Adalar Su Sporları Kulübü adına, göreve atanmam nedeniyle yaptığı ziyarette getirdiği iki paket çikolatanın (kulübün kredi kartı dökümleri, muhasebe kayıtları ve kamera görüntü kayıtlarına karşın) rüşvet sayılmasına ve belediye ile hiçbir işi/ ilişkisi olmayan Barbaros Albay'ın bu suçlama ile tutuklanmasına mı yanalım

Gülperi abla ve Barbaros Albay'dan rüşvet almakla suçlanıp tutuklanan kendimize mi yanalım

HUKUKSUZLUĞUN GÖSTERİ SAHNESİ

Galiba en çok da yargının içine düştüğü telafisi güç duruma yanmak gerekiyor. Kuvvetler ayrılığı ilkesini bakanlık koridorlarında yitirmiş yargının kendisine ve mesleğe kabulde eşitlik, yeterlik, liyakati saygın ve güçlü bir torpil bulmak adına HSK ve TBMM'nin kapalı kapıları ardında yitirmiş, iktidar partisinin il ve ilçe başkanlıklarını yol etmiş mensuplarına yanmalı en çok. ünkü yitirilen yalnızca yargı düzeninde bağımsızlık ve tarafsızlık değil, bu milletin adalete ve hakkaniyete olan inancıdır.

Belediye operasyonlarında gözaltına alınan belediyecilerin, tek sıra halinde kollarında birer ikişer polisle, bazen kelepçeli çekilen ve iktidar medyasına servis edilen, masumiyet karinesini ve lekelenmeme hakkını paramparça eden malum görüntüler de toplumda kemikleşen adaletsizlik duygusunu kurtarmıyor. Aksine bir çığ gibi büyüyen bu algıyı kuvvetlendiriyor, perçinliyor. Yargıya güvenin yapılan araştırmalarda tespit edildiği üzere yüzde 20'lere düştüğü, yurttaşların hak aramak için hâkim ve savcılarla "bağlantılı" avukatları iyi hukukçulara tercih ettiği, hukuki yollardan hakkını aramak yerine "bedeli karşılığında" "bağlantılı" kişilere müracaat edildiği bir yargı ikliminde yapılanlar, günü kurtarmak ve göz boyamak için devreye alınmış birer teatral gösteriden öteye gitmiyor.

Vatan Emniyet'te bizim de malum tek sıra, nizami görüntülerimiz alınırken yanıma düşen kısa boylu polis memurunun, amiri tarafından daha uzunu ile değiştirilmesi de bu teatral sürecin berbat bir yansıması sanki.

HER ŞEY BİTTİĞİNDE, ADALET YENİDEN...

Zamanında, Kırım yarımadası Avusturya-Alman İmparatoru II. Joseph ve Katherina'nın yeni bir Grek İmparatorluğu inşa etmek için cirit attıkları bir bölgeyken Kırım'ın ilhakına vesile olan Komutan Potemkin, II. Joseph ile birlikte Kırım'a ayak basan Katherina'nın belki de ütopik derecede ışıltılı ve teatral hayal dünyasına hitap etmek ve ona şirin görünmek için geçtiği yollara tiyatro dekoru şeklinde evler yaptırmıştı. Gerçeklik ve algı arasında bu göz boyamacı duvarlar, NATO zirvesinde başkentin cadde ve sokaklarını nasıl "süslediyse" zamane yargısının da işlevsel bir aracı durumuna gelmiştir.